FURKAN DERGİSİ

35. Sayımız Çıktı!

Kategori: Furkan Kapak

Mîmarê Îbdayê Salih Mirzabeyoğlu:
"DOZA "DIVÊ MESELEYA KURDAN ÇAWA BİBE" MIN ELAQEDAR DIKE"


"Bi dîtina min, ji suala “pirsgirêka kurd çi ye?”  bêtir “ divê pirsgirêka kurd çawa be” ev doz min elaqedar dike… Kifş e ku li pirsgirêkê li gorî rêje û nêrîna dinyayê, bi mijareke bizav temaşe dikim… Ji xwe nêrîna wiha, hem heqîqeta tegihîştina mehellî muraqebe dike û hem jî li dora “pirsgirêka kurd çi ye?” vekirina bi rê ve dibe."

(Bana gelince, beni "Kürt'ün meselesi nedir?" suâlinden çok, "Kürt'ün meselesi ne olmalıdır?" davası ilgilendiriyor... Meseleye bir dünya görüşüne nisbetle ve bir aksiyon mevzuu ve imkânı diye baktığım belli... Zaten böyle bir bakış, hem mahalli idrakın hakikatini murakabe edicidir, hem de "Kürt'ün meselesi nedir?" suâli etrafındaki açılımlarda yürüyücüdür.")

İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu'nun "Kürt Meselesi" üzerine düşünceleri Türkçe ve Kürtçe Furkan Dergisi'nin 35. sayısında!

07:36 - 26/11/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


İSMAİL ÇETİN HOCAEFENDİ DERGİMİZE KONUŞTU



Günümüzün önde gelen âlimlerinden Şeyh İsmail Çetin Hazretleri, dergimiz Furkan'ın çeşitli mevzulardaki sorularını cevabladı. Hocaefendiyle gerçekleştirdiğimiz mülakattan başlıklar:
- Mehdi Aleyhisselâm için zemin ve zaman tamamdır
- Tasavvuf'tan sağlam kalıntılar var
- Mihenk taşı Şeriat'tır
- Kâfir-Müslüman herkes rabıta yapar
- Tasavvuf ehlinde ruhî hastalık olmaz
- Mürşid-i kâmil arayın
- Üstad Necip Fazıl fikirde önderimizdir
- Müslümanlar tavuk cemaati oldu
- Allah bize Saddam'ın ölümü gibi ölüm nasib etsin

Mülakatın tamamını 34. sayımızda okuyabilirsiniz.


12:11 - 8/8/2009 - yorum {8} - yorum yaz


Başyücelik Devleti Adlı Eserin İngilizcesi Çıktı!

Kategori: Belirtilmemiş


Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun Başyücelik Devleti adlı eserinin İngilizcesi The State of Başyücelik adıyla İBDA Yayınları tarafından yayınlandı. Abdullah Davudoğlu’nun editörlüğünü yaptığı eser Sun’ Ajans tarafından tercüme edildi.


Sovyet sistemi ve Doğu Bloku’nun çöküşüyle tek kutuplu hale gelen dünyada Amerika’nın öncülüğünde neo-liberal politikalar ağırlık kazandığı gibi Batı destekli bu politikalar tek doğru çözüm olarak kabul edildi. “Yeni Dünya Düzeni” olarak lanse edilen bu mekanizma bütün insanlığa ideal olarak iktisatta serbest piyasayı, kültürde çokkültürlülüğü, yönetimde demokrasiyi sundu. Daha doğrusu bütün dünya Amerika’nın öncülüğünde Mirzabeyoğlu’nun ifadesiyle “demokrasiye zorlandı.”

Bütün bunlarla birlikte özellikle ilk Körfez Krizi sadece “uluslararası hukuk” adı altında Batı’nın dünyaya giydirdiği “demokrasi gömleği”nin asıl yüzünü göstermekle kalmamış, Saddam’ın yiğit çıkışı sayesinde Mütefekkir’in ifadesiyle “Amerika’nın fiyakası bozulmuştur.” Böylelikle Yeni Dünya düzeni adı altında sunulan demokrasinin Batı’nın Doğu ve İslam dünyasını tutsak etmek için ortaya koyduğu yeni sömürgeleştirme siyasetinin bir parçası olduğu anlaşıldı. İki binli yıllarda önce Afganistan sonra Irak’ın işgali de aynı politik söylemin maskesi altında gerçekleştirildi. Amaç “demokrasi getiriyoruz” yalanı altında dünyaya egemen olmaktı.

Bugün yıllardır beklenen küresel krizle karşı karşıya durumdayız. Üstelik bu krizin tek boyutu iktisattan ibaret değil. Mali sıkıntıların altında başta ahlâk olmak üzere siyasi, kültürel ve içtimai sıkıntıların baskısı da hissediliyor. Neo-liberal politikaların iflâsı Avrupa ve Amerika’da entelektüelleri çıkmaza sokarken İslam dünyasında mevcut olan emperyalizme başkaldırma potansiyeli ise tefekkür eksikliği dolayısıyla durgunluk yaşıyor. Mütefekkir Mirzabeyoğlu ilk baskısı 1995, ikincisi 2004 yılında yapılan eseri “Başyücelik Devleti” ile, alternatifsiz görülen Batı demokrasisi ile tefekkürsüz kalmış İslam dünyasının karşısına yeni bir teklifle çıkıyor. Mirzabeyoğlu bu eserin “meselelerin seyri ve İslâmcı mücadelenin müşahhas hedef ve gayelerinin tesbiti hususunda yepyeni bir bakış getirmesi”ni umduğunu belirtiyor.

Küresel krizle birlikte Doğu ve Batı’sıyla bütün dünya “ne yapmalıyız” sorusunu sormasına rağmen cevap bulamazken Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu başta İslam âlemi olmak üzere bütün dünyaya “Başyücelik Devleti”ni teklif ediyor.


İrtibat için:

İBDA Yayınları
Çatalçeşme Sokak Üretmen Han No: 3/ 316 Cağaloğlu İSTANBUL
212- 528 33 07

http://www.ibdayayinlari.com

 

Introduction


The believer (Mu’min) is surrounded by five sorts of violence. His Muslim brother is jealous of him; the hypocrite (Munafiq) dislike and grudge him; the one concealing the truth (Kafir) is his mortal enemy; he is constantly plagued by his own self (Nafs); and the devil (Sheytan) attempts to mislead him.

In my life, though I have had my share of each of these five violence framed in the hadith above, the first three of them have eventually made me aware of the fact peculiar to brave men of Büyük Doğu-Ibda and I must state it as an expression of my gratitude:
“Just as the lion appears at the scene of assembly, what the rabbit, jackal and dog share is a collective shuddering!”
As everybody can see from their own perspective, we are not at all playing on a joke, whether in terms of actions or of ideas. We are not like the opportunists who market meaninglessness as toleration. Unlike the cowardly type of people who always avoid “risks” and “suffering” and delays the phase of “action” and “idea” of the Islamic cause to an obscure future by using auxiliary verbs like “will” and “shall,” we are the ones who set up the meaning of idealism as a solid, tangible fact. And we set our eyes on the Great Islamic revolution. The State of the Başyücelik?..

We have to reborn within a unity of a very new soul, ideal, and order after having weighed, known, and understood all the causes and effective factors of today’s political and social disorder which exists all around the world, having made meticulously self-criticism considering our existence during the course of history, and having determined all our weaknesses and strengths. What is becoming of the world and what will become of us? Which distinctive world views shall we base our right to existence on? Which product, of our own invention, shall we promote in the “spiritual common market,” when the old order of democracy and liberalism was “marketed” under the name of New World Order, without a rival of “New World Order”? After the decline of the Soviet Union, while first the United States, and then Europe standing just next to it, were and continue trying to dominate like this, how come it suffices to name solely Islam, saying, “Of course, it is beknowst to even children!,” apart from the attitude of voluntary villainy behind the blasphemous? Of course, it is Islam; provided that its “how” and “why” are demonstrated.

The ideal is a yearning, a longing, a dream and a plan, stated by an idea which desires to see its own applications and traces on things and events. And if we call ideology the brain, and the ideal the heart, no desire or zeal or curiosity or behavior can be ideal if it is based on a miserable idea. In order for it to be an ideal, it should set its vision on a nobility and maturity on the social level. Each ideal is a goal while not every goal is an ideal. Goals can be of lower levels; ideals cannot. As the sum total of the wisdoms above, together with the brain and the heart, we are the ones who demonstrate the “hows” and the “whys” in a unified system. It is our job to embroider the cause of Islam into things and events. We are the unique example. We are the Büyük Doğu-Ibda. Within this framework, I would like to present my work: The State of the Başyücelik; and the New World Order!

In fact, the issue of the “State of Başyücelik” corresponds to the main aim in composing the Büyük Doğu ideology and to the principal pillar collecting all the contents of it. Nevertheless, it was in the background among the issues which were processed around it. I am taking the matter up and re-awakening it, and would like to explain it in the metaphor of the explosion of a bomb —already made to use— in a public place. It is hoped that it will bring a completely new view in terms of the course of events and the concrete aims and objectives of the Islamist struggle.

The New World Order, shaped like a bobble of ideas and institutions from democracy and liberalism to the United Nations and the European Common Market, is a hegemonic system in which the United States and Europe, although competitively, share the view they have on countries like ours; that of outcast status. Of course, we respond, “No!” to this view, and instead we propose this “New World Order” to begin from our own country!

21:31 - 26/7/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


OBAMA-NAPOLYON-SÖMÜRÜ

Kategori: Furkan Yazilari
Orhan Akdemir
oakdemir@furkandergisi.com
Emperyalizmin ileri karakollarından biri de Oryantalizm’dir. Doğu Bilim olarak tercüme edilen Oryantalizm’in İslâm âlemine verdiği zararlar, yüzünün şefkatli (!) görüntüsü sebebiyle anlaşılamamıştır.
Mevzumuz Oryantalizm olmadığından kısa bir hatırlatmada bulunduk. Asıl mesele Oryantalizm’i mahâretle kullanan emperyalistlerin gerçek kimliklerini masaya yatırmaktır.
Malum, Obama ABD başkanı olduğunda ilk ziyaretini Türkiye Cumhuriyeti’ne gerçekleştirerek İslâm âlemine kendince doğru bir mesaj verdi. Müslümanlar etkilenmedi desek yalan olur; bir hayli insan bu ziyaretten duygusal mânâda etkilendi.
Zamanlaması iyi yapılmış bu ziyaretin temelinde hiç şüphesiz emperyalizmin yeni ve yumuşak bir yüzle sömürüsüne devam etme niyeti yatıyor… Bu, tarih boyunca böyle olmuştur. Obama’nın ön isminin Hüseyin olması, birçok Müslüman’ın yelkenlerini daha kolay indirdi. Müslümanlar için güzel şeyler söylemesi de duyguları iyice kabarttı.
Fakat… Tarih gösteriyor ki, emperyalistler bunu daima yapıyorlar. Bugün Obama’nın Müslüman olduğu kanaatine kapılanlar, tarihte Napolyon’un yaptığı atraksiyona bakabilirler… Diplomasiyi çok iyi kullanan Napolyon da bu sebeble hâlâ saf birileri tarafından Müslüman zannedilir.
Neyse… Uzatmadan anlatmak istediğimiz meselenin bamteli olabilecek Napolyon’un fermanına geçelim… Tarihte olanlarla, bugün olanlar arasındaki benzerliklerin mânâsına vukûfiyetle kendi yolumuzu tayine kendimiz olarak bakalım.
ABD’nin emperyalist sisteminin temsilcisi Obama’nın söylediklerini hatırlayarak, Napolyon’un Mısır halkına hitâben yazılmış fermanını okuyun:

Rahmân ve Rahîm Olan Allah'ın Adıyla. Allah'tan başka ilâh yok¬tur. O'nun bir oğlu olmadığı gibi mülkünde ortağı da yoktur. Özgürlük ve eşitlik ilkesi üzerine kurulu olan Fransız Cumhuriye¬ti adına, Fransız ordularının Başkumandanı General Bonaparte, uzun bir süredir Mısır üzerinde sulta kuran sancakların, Fransız topluluğuna karşı kötü ve aşağılayıcı bir şekilde davrandığını, tüccarlarına her tür eziyeti yaptığını, bundan dolayı da ceza vak¬tinin geldiğini bütün Mısır halkına ilan eder.
Ne yazıktır ki Gürcistan ve Çerkez dağlarından getirilen bu Memlükler, yeryüzünün en güzel beldesinde yüzyıllar boyunca fecr ü fesat içerisinde hareket etmişlerdir. Fakat âlemlerin Rabbi olan Allah, artık onların hükmünün sona ermesini takdir etmiş¬tir.

Ey Mısırlılar! Size benim buraya dininizi ortadan kaldırmak için geldiğimi söylüyorlar. Bilin ki bu bir yalandır ve bu tür sözlere de¬ğer vermeyin. Onlara şunu söyleyin: Ben buraya sizin haklarınızı zalimlerin elinden almak için geldim ve ben Allahu Teala'ya Memlüklerden daha fazla kulluk eder, O'nun peygamberi Mu¬hammed'e ve kitabı Kur'an-ı Kerim'e onlardan daha fazla hürmet ederim.

Onlara aynı zamanda şunu söyleyin: Allah katında bütün insan¬lar eşittir. Üstünlük ancak akıl, fazilet ve ilimledir. Fakat insanları üstün kılan bu akıl, fazilet ve ilimden Memlükler ne nasip almışlar ki bu dünyada hayatı tatlı kılan her şeye sadece onlar sahip ol¬mak istiyorlar? Nerede mümbit bir toprak bulunsa, Memlükler el koyuyor. En güzel köleler, en iyi atlar, en güzel yurtlar hep Memlüklere ait oluyor. Eğer Mısır diyarı Memlüklerin mülkü ise, o zaman onlar da Allah'ın emrettigi vergiyi ödesinIer. Fakat âlemlerin Rabb'i insanlara karşı merhametli ve adildir. O'nun yardımıyla bu günden itibaren hiçbir Mısırlı önemli mevkilerden men edilmeyecek, onlar arasından akıllı, adil ve ilim sahibi kişiler kendi işlerini yönetecek ve böylece bütün halkın işleri adaletle yapılacaktır.
Eskiden Mısır topraklarında büyük şehirler, geniş kanallar ve canlı bir ticaret vardı. Bütün bunları yok eden, Memlüklerin hırs ve des¬potluğundan başka bir şey değildir.

Ey kadılar, şeyhler ve imamlar! Ey Şurbeciyya ahalisi! Halkınıza şunu söyleyin: Fransızlar da sadık Müslümanlardır ve bununla uyumlu olarak onlar Roma'yı işgal etmiş ve Hıristiyanları İslâm'a karşı savaş yapmak için kışkırtan Papalık merkezini yerle bir et¬miştir. Daha sonra Fransızlar Malta Adası'na gittiler ve Müslümanlara karşı savaşmak için Tanrı'dan emir aldıklarına ina¬nan şövalyeleri oradan kovdular. Dahası Fransızlar kendilerini her daim Osmanlı Sultanı'nın -Allah onun saltanatını daim kılsın- en sadık dostu, düşmanlarının en yaman düşmanı olarak ilan etmiş¬tir. Buna karşılık Memlükler, Osmanlı Sultanı'na itaat etmemiş ve emirlerini yerine getirmemişlerdir. Aslında onlar kendi hırsların¬dan başka hiçbir şeye itaat etmemişlerdir.
Hiç gecikmeden bizimle uyum içinde hareket edecek Mısırlılar için rahmet üstüne rahmet vardır; çünkü onların durumu hemen düzeltilecek ve mevkileri yükseltilecektir. Aynı zamanda evlerin-de oturup iki düşmandan birinin tarafını tutmayan, fakat bizi yakından tanıyınca bütün kalpleriyle bize yardıma koşacak olan¬lar için de büyük nimetler vardır. Memlüklerle ittifak edip bize karşı savaşlarında onlara yardım edenleri ise büyük bir felaket beklemektedir; çünkü onlar hiçbir kaçış yolu bulamayacak ve on¬ların hiçbir izi kalmayacaktır.

Birinci Madde: Fransız ordusunun geçtiği yerlere üç saat uzaklıktaki bütün köyler ordu komutanına, teslim olduklarını ve beyaz, mavi ve kırmızı renklerden oluşan Fransız bayrağını astık¬larını söyleyen bir temsilci göndermekle mükelleftirler.
İkinci Madde: Fransız ordusuna karşı ayaklanan bütün köyler yakılacaktır.

Üçüncü Madde: Fransız ordusuna teslim olan bütün köyler Fransız bayrağını, ayrıca dostumuz Osmanlı Sultanı'nın -ilelebed yaşasın- bayrağını asmak zorundadır.
Dördüncü Madde: Her köyün önde gelen kişileri Memlüklere ait bütün mülk, ev ve diğer mal varlıklarını derhal mühürleyecek ve hiçbir şeyin kaybolmaması için azamı gayret gösterecektir.

Şeyhler, kadılar ve imamlar makamlarında durmalıdır. Böylece bütün ahali kendi evinde huzur içinde olacak ve camilerde na¬mazlar adet olduğu üzere kılınmaya devam edecektir. Bütün Mısırlılar Memlüklerin iktidarını ortadan kaldırdığı için Allahu Te¬ala'nın rahmet ve inayetine şükredecek ve yüksek bir sesle şöyle diyecektir: Allah Osmanlı Sultanı'nın şanını daim kılsın! Allah, Fransız ordusunun şanını muhafaza etsin! Allah, Memlüklere lAnet etsin ve Mısır halkını ıslah etsin.
İskenderiyye Ordugâhı'nda, Fransa Cumhuriyeti'nin kuruluşunun (6. yılı olan) Messidor ayının 13. gününde, yani Hicrî (1213 yılının) Muharrem ayının sonunda (2 Temmuz 1798) kaleme alınmıştır.

Napolyon’un Mısır’a çıktığı gün İskenderiye’de bulunan düşünür Abdurrahman el Ceberti bu fermanın kritiğini yaparak yalan ve yanlışları göstermiş… Bize de düşen, bugün emperyalizmin temsilcisi ABD başkanı Obama’nın yalanlarını ortaya kaymaktır.


Müslümanlara yandaş olduğu imajını veren Obama Afganistan’da daha çok Müslüman öldürebilmek için NATO’dan asker direniyor… Yoksa siz de, “Bize ne Afganlı Müslümanlardan” diyenlerden misiniz?
Başımıza ne geldiyse bundan geldiğini anladığımız gün adam oluruz. Zira reel politik manevraları ve palavraları şahsiyetsiz politikalara yol açıyor…

Furkan Dergisi, s. 33, 2009

05:35 - 8/6/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


CÜBBELİ AHMET HOCA’YA BİR SORU

Kategori: Furkan Yazilari

Enes Mollaoğlu
emollaoglu@furkandergisi.com
Medyatik olmanın hoş olan yanları olduğu gibi, getirdiği riskler de vardır.

Nefsin atraksiyonlarına zaman zaman ulu kişilerin de mukavemet edememesi hakikatinden yola çıkarak, her daim kendimizi kontrol altında tutmanın derin hesabı içinde olmalıyız…

Hesabı içinde değil, özellikle “derin hesab”ı içinde diyoruz. Zira bu yol, inceler incesi bir yol; bu sebeble, şeytan ve şeytanîleşmiş olanların gözü kulağı daima bu yolun istikameti üzerinde olanların üstündedir.

Dolayısıyla…

Ahmed Hocaefendi de, bu istikamet çizgisinde azim ve kararlılıkla yürüdüğünden, gizli ve açık düşmanlar sürekli kendisine mukavemet etmektedirler… Farkında olmadığına ihtimâl veremeyiz.

Bu farkındalığın gereği olarak yapıp ettiklerine, şu veya bu şekilde doğru veya yarı doğru teviller getirmemiz mümkün; yanılmamız da...

Fakat...

Şahid olduğumuz bir şey var ki, bizi gerçekten şaşırttı. Doğru veya yarı doğru tevil yapma niyetimizi bile sıfırladı. Bu sebeble tevîle kaçmadan, direkt kendisinden öğrenme niyetiyle, burada alenî olarak ifâde ediyoruz. “Neden kendisine sormayıp da, burada yazıyorsunuz?” diyenlere peşinen cevab vermiş olalım; telefonlarımıza çıkmıyor, bizle görüşmekten imtina ediyor (nedenini kendisine sorabilirsiniz).

Soru, kestirme şekliyle şu:

Ahmed Hoca, çıkardığı Ârifan Dergisi’nin merkezine, Mustafa Kemal’in resmini neden astırdı?.. Bu soru kendisine sorulan Mustafa Özşimşekler Hoca, neden bu ameli savundu?..

Maarifet ehli olmayışımız, siyaseti beceremeyişimiz sebebiyle anlayamadığımız bir durum varsa şayet, bilelim…

Veya, Ahmed Hoca’nın olanlardan haberi yoksa, onu da bilelim; ki hem suizan yapmamış olalım, hem de kendisi, etrafında dönen dolapların mahiyeti hakkında bilgi sahibi olsun.

Hüsnü niyetimizin ifadesi olan bu sorudan kimse malzeme çıkarmaya kalkmasın! Çıkaranlara şapka çıkaracak değiliz.

Galib olan Allah’tır.

 

13:49 - 6/6/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


NECİP FAZIL MİRZABEYOĞLU ÖZEL SAYIMIZ ÇIKTI

Kategori: Furkan Kapak


Özel Sayımız 120 Sayfa

FURKAN MECLİSİ'NDEN
Sevgili Furkan okurları, bu sayımızda sizlere Üstad Necip Fazıl Rahmetullahî Aleyh’i anlatmaya çalıştık… Anlattık diyemiyoruz zira, Esseyyid Abdukhakim Arvasî Hazretleri’nden Üstad’a intikâl eden cümle kapısına bile yaklaşabildiğimizi zannetmiyoruz. Bu sebeble anlatmak değil, anlatmaya çalışmak ifadesi’nin bediî zevki incitmediği kanaatinde olduğumuzdan böyle ifade ediyoruz; etmek zorundayız.
Üstad’ı tanıyanlar(!) ordusu her sene olduğu gibi cicili bicili ve de şiirli kutlamalarına bu sene de devam ettiler. İçlerinde, Üstad’ın ruhaniyetine, idealine uygun, fındık kabuğunu dolduracak keyfiyet bulunmayan bu kutlamaların da miadı dolmak üzere.
Neden mi?...
Zaman’ın sonunda yaşıyor olmamızdan kaynaklanan müthiş bir tempo yaşıyor insanlık… Bu hız son limitini bulmuştur, uzun süre bu hızla gitmesi mümkün değildir. Toslayacak.
Sonra?..
Hakikatlerin gölgesinde barınanlar, hatırlanması gerekeni hatırlayacak; Kâinatın Efendisi buyuruyorlar ki:
“BU ÜMMETİN ÖMRÜ BİN SENEYİ GEÇECEK, FAKAT BİNBEŞYÜZ SENEYİ AŞMAYACAKTIR” (Muhammed b. Resul El Huseyni El Berzenci- Kıyamet Alâmetleri)
Anlayanlar mânâ iklimlerinden esen bu rüzgârları, son derece lâtif ve müjdeli tevil ediyorlar. Bizler de Kervan’ın arkasından sekerek giden harâbat ehline gözlerimiz dikmiş bekliyoruz.
Tüm acziyetimize rağmen, bu mânânın ifadesi çerçevesinde kalma çabamız dağları gözlerimizde küçültüyor. Buna inanın ve aynı ruh hâlini yaşamanız için bir mani kalmadığını kavrayın.
Bu hız’ı idrak edenler ve ayak uyduranlar ufuklara bakıp gülümseyebilirler… Anlamayanlar, küçük hesapların kazandırdığı(!) oyuncaklarıyla oynamaya devam etsinler… “Bir âlem ki gökler boru içinde/ Üstüste sorular soru içinde”
Üst üste ve iç içe soruların girdabında kaybolmamamız için siz Furkan okuyucularına acizane tavsiyemiz şudur: DERTLERİ BİR’E İNDİRİN. Yâni tek derdimiz Allah Celle Celâlühü olsun. O’na inanmanın, O’nun ifadesiyle “İNANDIK DEMEKLE KURTULACAĞINIZI MI ZANNEDİYORSUNUZ” hikmeti çerçevesinde olması gerektiğini anlayamazsak vay halimize. Sevgili Furkan okurları, 32. Sayımız için de bir şeyler söylemek ihtiyacı duyuyoruz. Sapık itikatların kolbaşlarından olduğu şüphe götürmeyen Efgâni’nin şahsında, sapık M. İslamoğlu’nu masaya yatırdığımız bu sayımıza tahminimizden öte tepkiler aldık.
Tebrik edenler, kızanlar ve hatta seslerini duyamayacağımız kadar cılız seslerle ‘tehdit’e yeltenenler… Anlaşıldı ki, bu sapıklarla ciddi olarak ilgilenmek gerekiyor… Ümmetin imanına musallat bu haşereler bir şekilde bertaraf edilmeli. Zira ümmetin içine düşürüldüğü bu felâketli ortamdan istifade ile yol almaya çalışan bu çakal sürüleri, arkalarına aldıkları belirsiz sermayelerle, itikat sapkınlığı yolunda yürümeye devam etmek niyetindeler.
Ehl-i Sünnet ulemasına “Tuvalet Bezi” diyebilen, Allah Resûlü’nün vahiy katipliğini yapmış Büyük Sahabî Hazret-i Muaviye Radıyallahu Anh ile dalga geçen p…ler tabiî olarak kalemimizin hedefidir. Peşlerini bırakmayacağız.
Sapık Humeyni’nin kadınlarla ilgili sapık fetvası(!)nı ümmete yutturmaya çalışan ZENNE’ler, yakın bir gelecekte Sahabe-i Kirâm’a dil uzatmanın ne mânâya geldiğini elbette anlayacaklar… Cehennem ne için var?..
Hülâsa…
Bu süratli giden hâdisatın içinbe kaybolmayanlar, hayatın hakikatine dair ‘şuur’un peşine düşenler, hızla büyüyüp ordulaşmalıdırlar. Biz Yeni Furkan kadrosu olarak, mektep ifadesinde bu ordulaşma aksiyonuna çark olma niyetindeyiz. Ve, siz Furkan okuyucularından bu çarkın daha elverişli ve daha hızlı dönmesi için, bizleri dualarınızla gönülden desteklemenizi arzu ediyoruz… Bu kervan durmaz.
Devam inşallah!..

İÇİNDEKİLER
KURTULUŞ YOLU
Salih Mirzabeyoğlu

NECİP FAZIL MİRZABEYOĞLU
Saadeddin Ustaosmanoğlu

ÜSTAD’I ANMAK
-Kuşlar ve Yılanlar-

Selim Gürselgil

BÜYÜK DOĞU VE İBDA “MİMARLARI” ÇERÇEVESİNDE
Hayreddin Soykan

NECİP FAZIL’I DOĞRU OKUMAK
Osman Akyıldız

Röportaj
Muzaffer Doğan
“Üstad’ı En İyi Anlayan Salih Mirzabeyoğlu’dur!”


NECİP FAZIL MİRZABEYOĞLU’NUN HAYATI
Hazırlayan: Ümit Elönü

İZAHLI ÇIFIT AHLÂKI
Mustafa Saka

“ÖKÜZLERİN KUYRUĞUNA ASILANLAR MAĞLUB OLUR”
Mahmud Ustaosmanoğlu Kuddise Sırrıhu

ŞERİAT’I HAKİKAT MÂNÂSINDA YAŞAMAK
Şehid Hızır Ali Muradoğlu

TERCİHİNİ YAP!
Şehid Bayram Ali Öztürk

CÜBBELİ AHMET HOCA’YA BİR SORU
Enes Mollaoğlu

PAŞASININ MUHABİRİ
Ali Tavşanlı

MÜFSİD M. İSLÂMOĞLU -II-
Sedat Bulut

BÜYÜK MÜRŞİD-İ KÂMİL ŞEYH AHMED
ZIYÂÜDDÎN GÜMÜŞHÂNEVÎ

Ahyed Hâlidî Selîmhânoğlu

Amerika’dan Furkan Mektubları
HAZRETİ İSA VE “GÜZEL KOKU”

Y. Rıchardson

İSMET ÖZEL SÖYLEDİKLERİNİ ANLIYOR MU?
Enes Mollaoğlu

SAHÂBİ VE SÜNNET ANLAYIŞI
Bahaddin Ustaosmanoğlu

Röportaj
MAHBUB’L AŞIKÎN YAZARI HANDAN ÖZDUYGU
“RESÛL AŞKI OLMADAN ALLAH
AŞKINDAN SÖZEDİLEMEZ!”


SAVAŞ ZAMANLARININ TESBİHATI!..
Handan Özduygu

MANAS DESTANI VE KIRGIZLAR
Prof. Dr. Mustafa Erdem

DERSİ HAYATTAN ALMAK
İpek Fırat

OBAMA-NAPOLYON-SÖMÜRÜ
Orhan Akdemir

Röportaj-İktibas
TALİBAN’IN GÜNEY VEZİRİSTAN EMİRİ MOLLA NEZİR AHMED
“KILIÇLARIMIZI K I N I N D A N ÇIKARMAKTAN BAŞKA ÇÖZÜM YOK!”

Çeviren: Şule Koman

HAÇLI GÖZÜNÜ SUDAN’A DİKTİ
Dr. Eymen el-Zevâhiri
Çeviren: Şule Koman

Çizimler

“PENCERE…”
Mehmet Fırat

KOCA ÇINAR
Rukiye Şenel

16:05 - 29/5/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


32. Sayımızda M. İslâmoğlu'nun Sapıklıklarının 32 Tekmili Bi



Furkan Meclisi'nden
Sevgili Furkan okuyucuları, zarurî sebeblerin doğurduğu sekte hâlinden sonra yine beraberiz… Zaman zaman aksadığımızı bilen okuyucularımız bunun zarurî sebeblerine vâkıf olmakla birlikte merak sâikiyle soruyorlar, bizde cevablıyoruz: Furkan, dergi olmanın dışında da bir misyon yüklenme gayretinde olduğundan, enerji tasarrufuna dair açılım ve atılımları farklı şekillerde değerlendirmeye tâbi tutma gerekliliği duyabiliyor.
Bu öteden beri yaptığımız ve yaşadığımız bir hâl’dir ve okuyucumuzun büyük kısmı buna âşinadır… Zeminin daha da sağlamlaştırılabilmesi açısından giriştiğimiz hamlelerin esneme paylarını hesaba katmamız gerektiği yerde tereddüt etmiyor ve illâ da klasik amellere itibar etmemiz gerekmediğini bilerek hareket ediyoruz.
Gidişat mâlum… Dünya sallandı… Sistemler çöküyor ve yeni bir dünyanın eşiğinde bekleyen şaşkın insanlığa alternatif sunmanın zorluğu ile karşı karşıyayız… Bu hengâmede, ayağımıza takılan küçük mânilere bakacak, vakit ayıracak lüksümüz yok, zamanın gerekliliğine nisbetle yapılması gerekeni hakkiyle yapmak ve her işin hakkını verirken (mış) gibi yapmanın dışında o işin ihlâsına kuvvetle sarılmak boynumuzun borcudur…
Matbuat dünyasında içi boş kağıtların yüksek tirajlarla havada uçuşması bizler için bir mânâ ifade etmiyor… Bu (mış) gibi davranışların amelden sayılmadığı idraki bizleri bu tür sanallıklardan daima uzak tutmuştur… Bu uzak duruşun bize yakınlaştırdığı hakikatleri inşallah zamanı geldiğinde bütün heybetiyle meydan yerine dikeceğiz… Bunun şaşkınlığını o zaman yaşayacak olanlara şimdiden viteslerini iyi ayarlamalarını tavsiye ederiz… Zira biz “bu işin şakasında olmayan”lar kadrosundanız ve bu kadronun tecelli zemini bulmasına az bir zaman kalmıştır.
Nice bâdirelerden sonra yaşanmışlıkların oluşturduğu keyfiyet, zirvede kendine yer edinmiştir, görünmesi için menfî ve zarurî sebeblerin ortadan kalkmasını beklemektedir… Allah Celle Celâluhû’nun GÂLİB ismine mânâsını kilitlemiş olanlar bahtiyar olacaklardır inşaallah; şübhesiz!
Posta, e-posta ve telefon yoluyla Furkan’a bildirdiğiniz müsbet ve menfî tenkitler için memnuniyetimizi bilmenizi isteriz ve inşallah ileride tenkid ve tavsiyelerinize cevab vermeye çalışacağız.
Bu sayımızda, uzun zamandır sizlerden gelen talebler doğrultusunda, Ehl-i Sünnet mensublarına ağır hakaret eden sapkın Mustafa İslâmoğlu’nu kapağa taşıdık. İslâmoğlu’nun sapkın fikirlerinin köküne yönelik yaptığımız kapsamlı sondaj çalışmamızı, Osman Akyıldız’ın HAMAS Resmi Sözcüsü Sami Ebû Zührî’yle yaptığı röportajı, Şûle Koman’ın sizler için çevirdiği Usame bin Ladin’in Filistin üzerine yaptığı konuşmasının tam çözümünü, bu sayımızdan itibaren imkânlar el verdikçe bizlere Gazze’den seslenecek muhabirimiz Fadiy Gazzevî’nin “merhaba”sını ve diğer makalelerimizi zevkle okuyacağınızı umuyoruz.
Gelecek sayıda buluşmak duasıyla Allah’a emanet olunuz.
Devam inşallah…





22:35 - 28/3/2009 - yorum {7} - yorum yaz


İBDA MİMARI SALİH MİRZABEYOĞLU'NUN SON FOTOĞRAFI

 

 

İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu'nun Genel Yayın Yönetmenimiz Saadeddin Ustaosmanoğlu'na gönderdiği son fotoğrafı... Yer, Bolu F Tipi Cezaevi... Tarih, Şubat 2009

18:43 - 8/3/2009 - yorum {5} - yorum yaz


"İsmailağa Cemaati Bizi Furkan'la Tehdit Etti!"

Kategori: Belirtilmemiş
'Ergenekon'un tutuklu sanığı Kahraman Şahin, hakkındaki suçlamalarla ilgili savunma yaptı. Şahin, dinlemeye takılan İsmailağa Cemaati'ne sızılmasına yönelik ifadelerine ilişkin şöyle dedi:

ASKERİ SIFATLAR-

Şahin, sanıklardan Erol Ölmez ile yaptığı telefon konuşmalarında askeri sıfatlar kullanmasına ilişkin ''Ölmez matraktır. Konuştuğu zaman adamı güldürür. Boş boğazlık etmişsek bunu kabul ediyorum'' şeklinde konuştu.

Yine Ölmez ile yaptığı telefon görüşmesinde Çarşamba'da İsmailağa Cemaati'ne sızılmasına yönelik ifadelerine ilişkin Şahin, ''Bu telefon görüşmesinin başı da var. İddia makamı sadece bir kısmını almış. Bir adama seni gülmekten öldüreceğim dediğiniz zaman, sadece öldüreceğim kısmını alırsanız çok farklı bir anlam çıkar. Edirne F Tipi Cezaevi'nde kalırken İsmailağa Cemaati bize Furkan diye bir dergi gönderdi. Tehdit ediyorlardı güya. Onlardan korkumuz yok. Bu konuşmalar basının çarpıtmalarıdır'' dedi.

Şahin, söz konusu telefon konuşmalarının palavra olduğunu savundu.

Şahin, Hüseyin Görüm'ün tavsiyesi üzerine üniversite sınavına girerek kazandığını, cezaevinden çıkınca da okuluna devam edeceğini belirtti.



EVLİLİK İÇİN BIRAKILAN SAKAL-

Savcı Nihat Taşkın, ''Erol Ölmez'le yaptıkları telefon konuşmasında, Ölmez'in sakal bırakarak Fatih'in Çarşamba semtine gittiğini söylediğini'' hatırlattı.

Şahin de Ölmez'in zeytinci arkadaşının Fatih'te oturduğunu ifade ederek, ''Ölmez temiz, kapalı biriyle evlenmek istediğini söylüyordu. Fatih'te münasip birini arıyordu. Evlenmek için arkadaşının yanına takılıyordu'' diye konuştu.

00:10 - 6/3/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Tanım
Denizler Durulmaz Dalgalanmadan
Ana Sayfa
Arşiv
Linkler
Kategoriler
Son Yazılar
- 35. Sayımız Çıktı!
- İSMAİL ÇETİN HOCAEFENDİ DERGİMİZE KONUŞTU
- Başyücelik Devleti Adlı Eserin İngilizcesi Çıktı!
- OBAMA-NAPOLYON-SÖMÜRÜ
- CÜBBELİ AHMET HOCA’YA BİR SORU
<bgsound src =""http://müzik.com/müzikdosyasi.mid"">