| FURKAN DERGİSİ |
26. SAYIMIZ ÇIKTI!![]() FURKAN MECLİSİ’NDEN Sevgili Furkan okurları! Son birkaç sayımız sebebiyle müsbet ve menfi tenkidlere muhatab olduk. Menfiler, müsbetlerin yanında devede kulak kalsa da, yine de bizim için önemliydi. Zira biliyoruz ki, menfi tenkid, nefsimizi acıtıcı olması bakımından olgunlaştırıcıdır. Müsbetlerde ise, gevşeme tehlikesi mevcut. Furkan bir okuldur, demiştik geçen sayımızda ve Malcolm X’den bir misalle meselenin muhtevasına dair ipucu vermeye çalışmıştık. Teenni ile hareket tarzını düstur edinmeye çalışıyoruz, zira bunun dışındaki hareket tarzlarının Hakk’a nisbetin zayıflamasında etkili olduğunu bilfiil yaşayarak müşahede ettik. Acelenin şeytandan, teenninin Allah’tan olmasına binâen, davranışlarımızın nasıl olmasına dair misalleri yaşayarak ve de idrak etmeye çalışarak yolumuza devam ediyoruz... Attığımız her taşın, yarasına merhem olduğumuz her fanînin, öte âlem hakikati nezdinde muhatabımız olduğu bilinci içinde hareket etmeye çalışıyoruz ki, bunun dışındaki her hamle yorgunluk misalidir. Teenni ile hareket tarzımızın birçok gerekçesi var; ve bunların bir kısmını fâş etmenin lüzumsuzluğunu bilenler bilir. Lüzumlu olanlarını da uzunuzun anlatmanın gereği yok. Ama, bir tanesinin altyapısını kurmaya dair çalışmalarımızı, okuyucularımızın da yakîn ilgisine muhtac olması bakımından zikretmeye değer: 1999’daki yirmibin satışına ulaşmak. “Bu, teenniyi değil aceleyi gerektirir” diyen okuyucularımıza da hatırlatalım; teenni ve aceleden anladığımız, zamanın içinde koşmak ve yorulup bîtap düşmek değil, zamanı koşturmayı öğrenerek dinç kalıp iş yapmaktır... Diyalektiğimizin temel esprisi olan “Batın Nisbeti” hakikati idrak edilmeden anlaşılması muhal hâl... Anlamaya çalışıyoruz; anladığımız kadar da iş ve amel... Geçen sayımızda yayınladığımız Veteriner Hekim Fatih Lâtif’in mektubundaki içten feryatları okuyanlar, işin başında hangi belâlara maruz kaldığımızı ve en entipüften meselelerin üstesinden niçin gelemediğimizi anlamış ve hissetmişlerdir herhâlde... Ava giderken avlandığımızın farkına varabilmenin yolu bu idrakten geçiyor olmasına rağmen, en burun kıvırdığımız meselelerden biri olarak önümüzde duruyor olması ne hazin. Bir de, son zamanların aktüel mevzuu olan Ulusalcılık, Kemalizm, Ergenekon meselesi var; ki bu konuya dair yaşananlar çerçevesinde, küçük cinliklere teşebbüs edenlerin varlıklarına şahit olduk... Her cinliğin peşinden koşturacak halimiz yok tabiî ki. Bu cinliklerin aldanışına muhatap olanlardan -varsa şayet- ricamız şu: Aslolan hüsn-ü zan olduğundan, (su-i zanna kapılıp vebâl yüklenmemeleri bakımından) şayet kayda değer bir iş, bir amel, bir dedikodu ile karşılaşmışlarsa lütfen bize danışıp meselenin hakikatine muttali olabilmek için bilgi asınlar. Meselenin künhüne vâkıf olmaksızın hakkımızda su-i zanda bulunan gönüldaşlarımıza hakkımızı helâl ediyoruz. Vâkıf olup da yapanlarla ruz-i mahşer karşılaşmasında meselemizi hallederiz. Emniyet hissinin kaybolduğu nokta, nefse boyun eğdirilmeyen noktadır; ki bu noktada her meselenin ters yüz edilerek yansıtılması mümkün. Doğrunun yanlışta kullanıldığı noktalardan biri de budur. Hatta doğrunun saklandığı nokta da burasıdır. Mânâmızın “Lain-i Ekber”le bir arada görünmesinden şiddetle nefret ediyor, tiksiniyoruz... “Baş Nefret Kutbumuz” üzerindeki kinimizin sulandırılmasına hiçbir şartta rıza göstermeyeceğimizi el ve âlem bilmeli. “Aslında Ebû Cehil sizin bildiğiniz gibi değildi; onun şöyle tarafları, böyle yönleri var” diyenlere mukavemetimiz ve muhalefetimiz bazı ayak oyunları teşebbüslerine de sebep oldu; ki bunları, gönüldaşlık gereği es geçiyoruz... Bu konuda çevrenin aksülameli her şeyi açıklayıcı olmuştur. Yüzde yirmilik (!) antiemperyalistlerle (!) taktik bir mevzu olarak bile bir arada görünmenin nasıl bir kaygan zeminde yürümek olduğu anlaşılmıştır. Motivasyonu bitmiş Kemalistlerin son çığlıklarına, samimi mesajlar nazarıyla bakmak yanlıştır! İstifadeye çalışmak da, yanlış ata oynamak... Hali hazırda yer gösteren konumda olmaları, elinizi verdiğinizde kolunuzu kaptıracağınızın alametidir. Onların “kin”i, İslâm’a karşı tükenmeyen bir kindir... Kuvvacı geçinen bir serserinin “You Tube”a düşmüş son bandı bile, bunların İslâm’ı ve müslümanları nasıl gördüklerinin tipik alâmetidir. Bunlardan hayır gelmez. Hayra hizmeti gâye edinmiş gönüldaşlarımıza bu sevdadan vazgeçmelerini şiddetle tavsiye ediyoruz... Ve bütün müslümanlara... Cellatlarımız bize niçin gülümsüyor ki?! … Sevgili Furkan okurları! Haziran ayında, teknolojinin azizliğine uğradık! Dergimizin hazırlık safhasında meydana gelen aksilikler nedeniyle Haziran ayında sizlerle bulaşamadık; affola… Gelecek ay buluşmak duasıyla üç aylarınızı tebrik ederiz. Allah-u Teâlâ layıkıyla bu mübarek gün ve geceleri idrak eylemeyi nasib eylesin. O’na emanet olunuz. 12:41 - 3/7/2008 - yorum {0} - yorum yazİSMAİLAĞA’DA MUHAMMED MUSTAFA ŞEHİD EDİLMİŞTİRŞehid Bayram Ali Öztürk Bazı sözlerimi yüreğimin yarasıyla söylüyorum, yanlış anlamayın! Bir de böyle bir hastalığımız var: Diyelim meselâ sen veya ben, kim olursa olsun hani kahrıyla konuşuyor, yürek acısıyla konuşuyor, dinleyen ise diyor ki “Aaa! İşte hoca niye o kelimeyi söyledi” vesaire… Sen ne diyorsun Allah aşkına ya! Ben sana hasretimi ve ızdırabımı dile getiriyorum sen bana hâlâ diyorsun ki “Bu şiirin vezni ne, kafiyesi ne?” Acem’in dediği gibi “Ben ne söyliyem sazım ne çalıyor.” Sözüm bir türlü gidiyor, sazım bir türlü gidiyor… Öyle olmayacaksın. Şurada birinize ani bir rahatsızlık gelse, ölse, hepimiz ağlarız. Gülerken de beraber güleceğiz, ağlarken beraber ağlayacağız. Biz hâlâ, öbürünün kusurunu araştıracak şekilde birbirimize komplo kuracaksak, o zaman hayat bitti demektir. Karşı tarafa, al bizi ne yaparsan yap demektir bu. Bak Hızır Efendi rahmetliyi İsmailağa’da vurdular, şehid ettiler. Bana göre İsmailağa’da Muhammed Mustafa şehid edilmiştir. Hoca, Peygamber vekili olan bir insandır; hocanın vurulması peki nedir? Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in vurulması yerine geçer. Bakın, o olaydan sonra yine ciddi bir tedbir alınmış değil. Bu ne demek oluyor, “Ey Hızır Hoca’yı vuranlar bizde çok şehid olacak adamlar var, gelin kimi istiyorsanız; Bayram Hocayı mı al, vurun götürün.” Zaten Hızır Efendi hedef değildi bendim hedefte, bendim hedefte. 18 Mayıs tarihli Zaman Gazetesi ve Vakit Gazetesi’ne bakın. Hızır Efendiyi içeride vurdular, ertesi gün gazete aynen şöyle yazıyordu: “İsmi B ile başlayan hoca vurulacaktı, yanlışlıkla adı H ile başlayan hoca vuruldu.” Kim o? İsmailağa’da son yıllarda sürekli Efendi’nin emri ile bu fakirin sesi çıkıyor, dolayısıyla cemaatte uyanma gibi haller berildi; Elhamdülillah. Eee, namlunun ucunda ben! 600 Dolar verdim çelik yelek aldım, ben ölsem kim benim hukukumu arayacak ki; hiç kimse aramayacak. Bu şartlarda çalışıyoruz anla! Bir kişi, bir Allah’ın kulu çıkıp da “Ne yapıyorsun, ne ediyorsun, ne oluyor, sıkıntın var mı, derdin var mı?”… soran eden yok. “Bu dava garip geldi garip gidiyor ama bu davaya gönül veren gariplere ne mutlu” diyor Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem. İmâm-ı Rabbânî’nin bir mektubu var, dava uğruna çekilen çile ve zahmetlerin ne anlama geldiği hakkında. Zaten onu duyduktan sonra, önümde Amerika mı var, yerli düşmanlar mı var, katiller mi var, hiç birisi gözüme gelmiyor, yeter ki ruhun teselli olsun, tatmin olsun. Allah’ın izniyle bir başım değil bin başım Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem yoluna feda olsun. Ama bu demek değil ki deli olalım yani, tedbirli de olmak gerekiyor. Biz bu canı da yolda bulmadık, tedbir takdire mani değildir. Ehl-i Sünnet vel cemaat öyle söyler. Ben tedbirimi alırım ama takdir eğer bizim vurulmamızı gerektiriyorsa, e ne yapalım orada Mevlâ’nın da bildiği bir şey var demektir, mecburen kaza ve kadere boyun eğeceğiz. Ben senin için öleceğim, sen benim için bir ah çekmeyeceksin, vefakârlık bu mu? Sana bu kadar kendimizden feda edeceğiz sen yine hâlâ benim hakkımda ileri geri konuşacaksın… Yook, yook, o zaman Bayram hoca gidecek ahirete haberiniz olsun. Allah imana, İslâm’a z******* vermesin. Allah anadan babadan öksüz ve yetim bırakır ki, bırakıyor da zaman zaman, anneden ve babadan öksüzlük de vermesin ama asıl öksüzlük işte böyle savunmasız kaldığımız andır. Dünkü sohbetin konusu, “Muhammed Mustafa nasıl savunulacak”… Hep Peygamber Efendimizi işte böyle mübarek günlerde, “İşte Peygamberimiz şöyle, Peygamberimiz böyle” vesaire vesaire. Güzel de, güzel de, şu anki gelişen dünyada Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i nasıl savunacağız peki, bunu kim anlıyor Allah aşkına! Böyle kıyısından köşesinden, tavanın ucundan, döşemenin bilmem arasından bahseder gibi Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i bir iki ezgi, ondan sonra bir iki enstürmantel parça vesaire, ne yaptık; Efendimiz’in doğum gününü kutladık, çüşşş! Ne oldu ya bu? Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem gitarla, davulla, zurnayla kutlanacak ondan sonra gerisi yok! Bu iş mi yani? Asıl gerisi mühim, hadi onu yaptın eyvallah; ama Muhammet Mustafa bu kadar değil ki, peki bütün dünya şu an Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e çullandı… Danimarkalı piçin birisi kalktı Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e terörist dedi, ne yapabildik; hiçbir şey. Hep kadın olduk biz, kadın olduk kadın, dünyada erkek aramayın! Erkek, aşkının gereği olarak sevdiğine canını feda edendir peki. Abdülhamid Han zamanında Avrupa’da bir tiyatro oynanıyor, tiyatro oyununda Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e hakaret sahneleri var. Abdülhamid Han dedi ki, hatta o son dönem çalkantılı bir dönem olmakla birlikte; “Size 24 saat zaman tanıyorum. 24 saat içinde o tiyatroyu oyundan kaldırın. Yoksa bütün ordularımla üzerinize geliyorum!” Ve neticede adamların abdesti kaçtı, biliyor musun? Şimdi bu adam resmen, affedersiniz ama, gene yüreğimin yarasıyla söylüyorum; Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i esir aldılar vicdansızlar, her türlü hakareti yapıyorlar. Peki; hani Muhammed Mustafa’nın erleri ve yiğitleri, hani nerede? Muhammed Mustafa karıların eline kaldı. İsrail Suriye’ye saldırdı. Golan tepeleri var Suriye’de, ben gittim oraları gördüm, çok güzel, tepeler araziler çok çok verimli, adamlar yer işgal etti vicdansızlar, aynen şunu söylediler; “Muhammed Mustafa öldü, kadınları ve kızları arkada bıraktılar bize.” Hadi ye bakalım bu lafı, insansan eğer. “Ben hâlâ gezmeyi düşünüyorum, hâlâ giyinmeyi düşünüyorum, hâlâ eğlenmeyi düşünüyorum” git ya git... Bu laflardan, sizi tenkid anlamayın ha, ona göre… Siz bunlardan olsaydınız eğer, bu kafadan olsaydınız buraya gelmezdiniz; siz dertlisiniz, ben ortamı size tasvir ediyorum, önce teşhis sonra tedavi…
Furkan Dergisi, Mayıs 2008 23:48 - 18/5/2008 - yorum {0} - yorum yazHIZIR HOCAMIZIN KATİLİ KİM?HIZIR HOCAMIZIN KATİLİ KİM? Enes Mollaoğlu 17 Mayıs 1998... Nakşibendiler için hüzün ve hüznün içine gizlenmiş zevkin tadıldığı gün. Hüzün şunun için; gizli işgale uğramış ülkemizin asıl sahipleri itilip kakılmaya lâyık bir pozisyonda görülerek mütemadiyen taarruza uğruyorlar. Sırası geldiğinde, bu taarruzlar şirretleşmenin en uç noktasına vardırılarak kutsal mekânlarımızda işlenen canilikler şeklinde tecelli ediyor. Ve bizler şimdilik bu taarruzlara fiili mânâda mukabele edemiyoruz... Zevk şunun için; bu yolda ölenlerin ölmedikleri hakikat... Dolayısıyla, ölmeden önce ölme sırrına vâkıf Hızır Hocamız ve Bayram Hocamız gibi şehitlerimiz, perdenin arkasına geçtikten sonra da hizmetlerine devam ediyorlar; hatta hayatta olduklarından daha fazla... Bu yönüyle muzdarip olmayıp, dava çilesinin zevkini çıkarmaktayız. Bu cinayetler neden işleniyor?.. Pislik taifesinin bu teşebbüslere kalkışmasının sebebi ne?.. Genel Yayın Yönetmenimiz Saadeddin Ustaosmanoğlu bir dergiye verdiği röportajda meseleyi şöyle izah ediyordu: «─ Peşpeşe işlenen iki cinayet sizce neden? ─ Bu cinayetler hususi mânâda İsmailağa cemaatini hedef almış gibi görünse de, umumî mânâda mesele İslâm’ın ayak sesleriyle ilgilidir. Açıkta kopan dalga kıyıda patlamaya başladığında konjoktürün dünya çapında değiştiğini, kendilerine göre tehlikenin iyice yaklaştığını gören sömürgeciler, tabiî olarak tedbir makamına yöneldiler. Bu bakımdan şunu ifade etmemiz mümkün; bu işin ucu Patrikhane’den Vatikan’a kadar birçok adresi işaret edip zan altında bırakıyor. Zira servislerin işlerini ne kadar temiz(!) yaptığını bilmeyen var mı?» Bu izahtan sonra, yıllar önce Efendi Hazretleri Kuddise Sırruhu’nun Sultan Selim Camii kürsüsünden söylediği şu sözlere dikkat: “Bunlar da (kâfir ve münafık taifesi) İslâm’ın geldiğini anladılar, bu sebepten sulandırmaya çalışıyorlar...” Yıllar önce söylenmiş bu sözlere nisbetle bakalım bu günlere... Ilımlı İslâm teşebbüsleri, dinlerarası diyalog herzeleri vesaire... Bu hareketlerin hareket ettiricilerinin Vatikan sevdaları, BOP eşbaşkanlıkları göz önüne alındığında görülür ki, Efendi Hazretleri’nin o günkü tesbiti Ehlullah ferasetinin gereğindendi... Ama bu, o gün ve bugün ne kadar anlaşıldı, anlaşılıyor?.. Efendi Hazretleri’nin etrafındaki bazı sağır kulaklar, oynanan oyunların şiddet ve tehlikesine aldırmadan yangına odun taşımaya devam etmişler, karşılığında da dünyalarını kurtarmaya teşne olmuşlardır... Bunlarla hesaplaşacağız... Dünyada ve âhirette ellerimiz yakalarında olacak. Bugün bazı şeyler daha anlaşılır olmaya başlamıştır. Ergenekon operasyonu vesilesiyle Gladio’nun safra atıyor olması, NATO tandanslı operasyonların da deşifre olmasına doğru yol alıyor. Servisler üzerinden çetelerin yaptıkları işlerin faillerinin bulunmamasının sebebi, NATO’ya bağlı bir ülke olarak NATO kontrolüne tâbi olmamızdandır. Bu kontrolden kurtulamadığımız müddetçe Hızır Hoca’ların, Bayram Hoca’ların katillerinin yönlendiricileri asla bulunamayacak... Bu ülkede geçerli olan şeyin adaletten önce kuvvet olduğunu bilenler, bu meselenin nasıl çözüleceğini de bilirler... Hırant Dink olayını hatırlayın! Muazzam bir yüklenme ile davanın gidişatını değiştirdiler. Arkalarındaki muazzam gücü harekete geçirerek yapılan ve yapılacak haksızlıklara set çektiler... Kuvvetin cazibesi. Bizde ne oldu?.. İşte, şimdi iktidarda güya müslümanlar var. Hesapta kuvvet bizim elimizde, ama Hırant Dink’in müdafilerinin yaptığının binde biri yapılamıyor... Açın bakalım Hızır Hocamız’ın dava dosyasını yeniden. Hesap sorun! 23. sayımızda Kadıköy Kuvvayı Milliye Teşkilat Başkanı Kahraman Şahin’in sözlerini yayınlamıştık; ne diyordu: “İsmailağa Cemaati’ni takip edin...” Bu sözü söyleyeni takip ederek biraz kurcalayın bakalım ne çıkacak işin içinden? Ama biz biliyoruz ki, bu iktidar muktedir olamadığı için bu tür şeylere teşebbüsü mümkün değildir. Kendilerini iktidara getirenler, onlara, dokunmamaları gereken şeyleri îma ediyorlar, gerektiğinde de açıktan ikaz ediyorlar... Ehl-i iman da her seferinde demokrasi çuvalına konularak günü kurtardık zannına kapılıyor. Bu devran böyle dönmemeli. Ehl-i iman cesaretini toplayarak âhiret ameli kâbilinden şuurla dünya işlerine yönelmeli... Korkunun ecele faydası yok, ömrün de ilânihaye süreceği yok... Bilinmez mi ki, korkaklar her gün ölür. Yiğitçe bir gün ölmeyi, ölmeden önce ölmüş kahramanlardan öğrenmiş yiğitlere ihtiyaç var. Tedbirin korkaklıkla karıştırıldığı, tedbirsiz gözükaralık yapıldığı her seferin nihayetinin zararla kapandığını bilerek hareket etmenin zamanı içindeyiz. Hızır Hocamızın katili kim?.. Uluslararası servislerin çetelere gördürdüğü iş olarak birinci derecede sorumlu, topyekûn Batı emperyalizmi! Patrikhanesiyle, Vatikanıyla, İMF’siyle, Bilderberg’iyle vs. Batı emperyalizminin gizli işgali altında olan T.C. sisteminin çürümüşlüğü noktasından hareketle, katilleri deşifre etmenin zamanı gelmiştir. İkinci derecede, bu deşifrasyona gücü veya hamle niyeti olmayan Müslümanlardır Hızır Hocamız’ın katili. Cebindeki parayı korumak uğruna nice cesurane(!) davranışlara yeltenenler, sıra Allah ve Resûl davasına geldiğinde gıklarını çıkaramıyorlarsa, mânâda katillik zannından kurtulamazlar. Bu vebâlden kurtulmak boynumuzun borcu. Defaatle ilan ettik, yine ediyoruz: Biz bu yolda, karınca misali, Kâbe’ye varamasak da ölmeye hazırız. Ehl-i imana da tavsiyemiz şudur: Hiçbir şey yapamıyorsanız, yapanlara dua edin ve dostlarınıza, yaranlarınıza dua etmelerini tavsiye edin. Bâkisi Allah Celle Celâluhu’nun bildiğidir. Âhir kelâm olarak: Hızır Hocamız ve Bayram Hocamız, İlâhî kelâm mucibince, ölmediler... Sizlere de yaşarken ölmek yakışmıyor; silkinin. Ve Efendi Hazretleri’nden son nokta: HIZIR HOCA GÜLDÜ, ONU ÖLDÜRENLER EBEDİYYEN AĞLAYACAKLAR! Furkan Dergisi, Mayıs 2008 16:38 - 17/5/2008 - yorum {0} - yorum yaz10 YILDIR SORUYORUZUNUTMADIK! Şehid Hızır Ali Muradoğlu Hocaefendi’nin İsmailağa Camii içerisinde katledilişinin 10. sene-i devriyesinde sorularımız hâlâ cevapsız. Sorularımızı sormaya devam ederken; Ergenekon operasyonu vesilesiyle Gladio’nun safra atarken ortaya çıkardığı ‘kokular’ doğrultusunda, bir delinin üzerine yıkılarak kapatılan Hızır Hocamızın dosyasının tekrar açılmasını devlet yetkililerinden talep ediyoruz… 10 YILDIR SORUYORUZ 1- Katil diye sunulan şahsın, Adlî Tıp Kurumu’nun raporuna göre psikolojik rahatsızlığı var. Hızır Hocaya düzenlenen suikastın ardından polisin, “Profesyonelce işlenmiş bir cinayet” tespitiyle, ortaya sürülen aklî dengesi bozuk katil portresi nasıl örtüşüyor? 2- 17 şahitten hiçbiri, “Evet, katil bu” demedi. Nasıl oluyor da şahitlerin teşhis edemediği kişi hadisenin fâili olabiliyor? 3- Yine şahitlerin ifadesiyle, suikastı gerçekleştiren kişi kaçarken beyaz bir servis aracında bulunan kişiye bir şey veriyor ve daha sonra Fener Rum Patrikhanesi’nin civarında izini kaybettiriyor! Bu da suikastçının tek kişi olmadığını, organize bir hareketin parçası olduğu yönündeki şüpheleri kuvvetlendirmekteyken, polis, savcı ve mahkeme niçin bu yönde bir araştırma yapmadı veya yapamadı? Polisi, savcıyı ve mahkemeyi engelleyen mi vardı? 4- Zanlı tatbikat için İsmailağa Camii’ne neden getirilmedi? (“Can güvenliği sağlanamazdı” açıklaması, bizim için yeterli değil. Devlet bu kadar aciz mi?!.) 5- Medyada “Katil suçunu itiraf etti” şeklinde haber çıkarken, zanlının diğer suçlarıyla ilgili götürüldüğü tatbikat yerinde, “Hocayı niye öldürdünüz?” sorusuna karşılık gazetecilere “Yok öyle bir şey” şeklindeki cevabı neden dikkate alınmadı? YETKİLİLERDEN AÇIKLAMA BEKL(EM)İYORUZ… UNUTTURMAYACAĞIZ Furkan Dergisi Yayın Kurulu 01:47 - 17/5/2008 - yorum {0} - yorum yazMAYIS SAYIMIZDA ŞEHİD HIZIR HOCAMIZI YAD EDİYORUZ!
FURKAN MECLİSİ'NDEN 21:39 - 13/5/2008 - yorum {0} - yorum yazMAYIS 2008 İÇİNDEKİLERŞANI BÜYÜK OSMAN PAŞA’DAN OSMAN PAMUKOĞLU’NA... Saadeddin Ustaosmanoğlu sustaosmanoğlu@furkandergisi.com Emperyalist ABD’nin kalıcı olmasına sebep, tabiî olarak bizim herkesimden en üst tabakayı temsil eden zeki tembeller olmuştur. Yani; hazır yiyici hain taifesi... Şimdilerde telâfata uğrama sebebiyle en çok çığırtı koparanlarda onlar. Ulusalcı, kuvvacı, millîci, Kemalist vs... Onları tasfiye edenler de tasfiye edilmesi gerekenler olarak işaretlenmeli ve bundan sonrasının imha hedefi olarak yakın takibe alınmalı... HIZIR HOCAMIZIN KATİLİ KİM? Enes Mollaoğlu emollaoglu@furkandergisi.com İşte, şimdi iktidarda güya müslümanlar var. Hesapta kuvvet bizim elimizde, ama Hırant Dink’in müdafilerinin yaptığının binde biri yapılamıyor... Açın bakalım Hızır Hocamız’ın dava dosyasını yeniden. Hesap sorun! 23. sayımızda Kadıköy Kuvvayı Milliye Teşkilat Başkanı Kahraman Şahin’in sözlerini yayınlamıştık; ne diyordu: “İsmailağa Cemaati’ni takip edin...” HÜRRİYET’TEN KLÂSİK P.. HAMLE! Uzun etmeye değmez; P.. p..liğini yapacak… Çâre yok… Haberin, “Mahalleli Korkuyor” bölümündeki korkunun, aslında kalblerine yerleşmiş ve kemikleşmiş korku olduğunu bilenler bunlara verilmesi gerekli cevabı da bilirler… HOP’UN, “ORTADOĞU’YU KONUŞUYORUZ” FORUMUNDAN ÇIKAN DERS: ANTİEMPERYALİST BAYRAK İSLÂM’INDIR! Necati Aydoğdu naydogdu@furkandergisi.com Forum, bizim nazarımızda son haddiyle değerlendirilmiş, Saadeddin Ustaosmanoğlu’nun katılımlarıyla başlayan HOP Koordinasyonu ilişkimiz, hangi çerçeve içinde bu toplantılara katıldığımızın ve ne beklediğimizin kısa ve öz bir açıklaması halinde bitmiştir; ve bu durum da anlaşılmıştır kanaatindeyiz: Boşa laf etmeye gelmedik, kuru gürültü çıkarmaya gelmedik, İŞ YAPMAK İSTEYENLERLE İŞ YAPMAYA GELDİK! “Ortadoğu’yu konuşuyoruz” forumunda konuştuk: BOP’A HOP! DEDİK, DİYECEĞİZ DE; AMA ÖNCE “PROJE”Yİ KONUŞALIM! Sinami Orhan sinamiorhan@furkandergisi.com Silâha, silâhla mukabele edebilirsiniz, olmadı sapanla, taşla mukabele edebilir, karşılık verebilirsiniz. Bir vatanseverin en tabiî hâlidir bu. Ama bugün mesele, direnişin olmaması değil, direnişin –direnişlerin, ki buna ülkemizde dahil- bir üst gayesinin, hedefinin olmaması! RÖPORTAJ Türk Mücahid Bedir “TALİBAN BİR EKOL” Abdulkadir Çoşkun acoskun@furkandergisi.com Afgan halkının büyük bir kısmı Taliban taraftarı. Tamamı diyemesek bile gerçekten de büyük bir kısmı Taliban’ı istiyor. Çünkü Taliban iktidarı Afgan halkının yüzyıllar boyunca geçirdiği en rahat ve huzurlu iktidar olmuş orada. Halkından kendisini istemeyenlere yönelik de öyle bir baskısı yok. “GAZİ PAŞA’NIN 1919 İRADESİ” VE “MUTKİ’Lİ ZAVALLI” Salih Demirci sdemirci@furkandergisi.com Taktik veya “stratejik açılım” lakırdıları ile söylenen lafların da bir “mantığı” olmalıdır; ağızdan çıkan lafları kulak da duymalıdır! “Onu demek istemiyoruz ki!!!” gibi “mazeret” bu noktada işlemez! 1960 model “sol içi fraksiyonel tartışma sürecleri”ne benzer, “kavramlandırma”, “adlandırma” faaliyetleri bir yere kadar makul olabilirse de, DURACAĞI YERİ BİLMELİ; aksi halde “ideolojik ve itikadi yazılma”, -nasıl birşeyse o!- “taktik”den çıkar ve “çıkan” da nerelerde ne cinayetler işlediği (böyle!) bir bir gösterilerek, zaten çıkamadığı evinden bir daha asla dışarı çıkamayacak, insan yüzüne bakamayacak hâle, fikrî olarak sokulur!!! “TERKİBİ DÂVÂ ŞEMASI” MUKTEZÂSI Selim GÜRSELGİL sgurselgil@furkandergisi.com Demokrasinin tam karşıtı ve tek alternatifi, darbeci kemalizm değildir. Niçin? Çünkü aralarında bir ahlâki seviye farkı yoktur da ondan... Demokrasinin tam karşıtı ve tek alternatifi, İslâm hürriyetidir; Başyücelik devleti... Gayenin bu olduğuna kuşku yok, ama bu gayeye demokrasi içinden mi varılır, darbeci Kemalizm içinden mi?.. Velev ki, ikinci yoldan varılır... “Aldanış” tam burada... İkinci yoldan varılacaksa bile, ikinci yolu desteklemek suretiyle değil, onu sürekli biçimde reddetmek suretiyle varılır... Zirâ düşmanına çok yakınlaşan, gayri ona düşmanlık yapamaz... Aynı şekilde, karşıtına destek veren, artık karşıtının karşıtı olamaz... HALÎFE-İ RASÛL SELÎM HÂN’IN HUZÛRUNDA: MUHTEŞEM MAHVİYYET... Hâlidî DÜNYAYI KİM SEVDİYSE DİNİNİ YAĞMA EYLEDİ! Mahmud Ustaosmanoğlu Kuddise Sırruhu Ey gafil gafletten uyan, seni dünya aldatmasın. Dünya senin yakandan tutmuştur. Dünyanın elinden yakanı kurtar. Sonra seni ahirette rezil rüsvayı eder. Sen bu gaddar dünyayı ne sandın da sevdin. O dünyayı kim sevdiyse dinini yağma eyledi! NEFSİ TERK EDİNCE MEVLÂ'NIN ZATI TECELLİ EDER Şehid Hızır Ali Muradoğlu Mü'minler kendi ihtiyarları ile nefislerini cennet karşılığında sattılar. Veliler kendi ihtiyarları ile nefislerini Allah'ın zatı (rızası) için sattılar. Bunların birisi cennet, birisi rıza kazandı. İkisi aynı mı? Değil. İSMAİLAĞA’DA MUHAMMED MUSTAFA ŞEHİD EDİLMİŞTİR Şehid Bayram Ali Öztürk Bak Hızır Efendi rahmetliyi İsmailağa’da vurdular, şehid ettiler. Bana göre İsmailağa’da Muhammed Mustafa şehid edilmiştir. Hoca, Peygamber vekili olan bir insandır; hocanın vurulması peki nedir? Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in vurulması yerine geçer. KÖPEKLERİ ISIRMAK Bir haneye tecâvüz etmeye yeltenen Vatan ekibi, hane sahibi insanlar tarafından ısırılmış. Espri bir yana, kâğıt üstündeki kanunlar pratikte de kanun olmuş olsa, yani uygulanabilse, habercilikle mükellef insanların bir haneye tecavüze yeltenmeleri olurdu asıl haber! GEÇİLMİŞ BOĞAZ’IN HESABI VE KANONENFÜTTERN Mustafa Saka mustafasaka@furkandergisi.com İnternet’te Yücel Atasel adıyla yazı yazan “Benemsâl” lâkaplı kişiye, yazdıkları nedeniyle yine internet kanalıyla yazarımız Mustafa Saka cevap vermiş… Kanun çemberine takılmaması bakımından bazı bölümlerini çıkararak yayınladığımız yazıyı ibretle okuyacağınızı zannediyoruz. Saka şöyle sormuş: «Benemsâl’e Sorulacak 1- Çapınız bir ideoloji kurmaya, teorisini ve aksiyonlarını çıkarmaya elvermediği için İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu'na yöneldiniz. Bu işte senin rolün ve sair bilgin nedir? 2- SM, yaptığınız Telegramı çözüp ve üfürükçünüz İG nalları dikince etrafına yöneldiniz bu kez. Bu işte senin rolün ve sair bilgin nedir? » KENDİNİ, “HOCAYIM”LA BALON GİBİ ŞİŞİRENLER... Ahyed Hâlidî SELÎMHÂNOĞLU selimhanoglu@furkandergisi.com Da’vâsında samîmî olanlar, “5765 senelik ırkçı emperyal siyonizma düşmanlığını”, oy araklama zamanları değil, her 24 saatlerle muttasıl olarak ve zındanların işkencelerini göze alarak erkekce sürdürenlerdir... Seçim biter bitmez, bıçakla kesilmiş gibi seslerini kısanlar değil!.. TİKKY TESETTÜR – CONVERSE HİCAB Mustafa Saka mustafasaka@furkandergisi.com Kimde ve nasıl bulacağız şahsiyeti, kime ve nasıl görüneceğiz?! Kulluğumuz ile, ibadetimiz ile, salih amellerimiz ile, güzel ahlâkımız ile, edebimiz ile, bilgimizle, görgümüzle, yüreğimizle, iş ve eserlerimizle ve şahsiyetimizi şahsiyet aynasında bulacağımız büyüğümüz ile, şahsiyetini bir manto gibi bürüneceğimiz kocamız ile, şahsiyetimizi bir manto gibi bürüyeceğimiz kadınımız ile, şahsiyet sahibi kılacağımız küçüklerimiz ve çocuklarımız ile görünmek zor tabiî. ÜSTAD Ali Tavşanlı atavsanli@furkandergisi.com Ardından olanlar belli... İbda Mimarı olmasaydı, şimdiye Üstad’ı turistik malzeme haline getirip Üstad’ın çilesi üzerine saman serpmiş olacaklardı... “Yolu yolumuzdur” diyenlerin hiçbiri O’nun çilesine talip olmadı, ama onun şöhretinden istifadeye hemen hepsi yeltendi... Bir kişi hariç. SARTRE VESİLESİYLE: “YAŞAYAN” NECİB FAZIL Hayreddin Soykan hsoykan@furkandergisi.com Bugün Necib Fazıl’ı “ananlar”, ya geçmişte O’nu diri diri gömmeye çalışanlardır ya mücadelesine dudak büküp usulca geriden sıvışanlardır ya bugün O’nu “unutturmaktan beter” bir manipülasyonla ve yalnızca “şiiri ve sanatıyla” hatırlatıp, aksiyonunu ise görmezden gelenler yahut o azîm çilenin temelindeki “büyük strateji”yi es geçerek, dostlar alışverişte görsün hesabı, birkaç “hoş” hatıra vesilesiyle adını telaffuz edenlerdir. NİZAM İHTİYACI İpek Fırat ipekfirat@furkandergisi.com Çocuklarımıza kazandırmayı düşündüğümüz güzel alışkanlıkları ne şekilde tatbik etmemiz gerektiği açıkça görülüyor. Kazandırılmak istenen davranış, kazanılıncaya kadar tekrarda devam ve bu tekrarların belirsiz zamanlarda değil, belirli zamanlarda olması gerekliliği… DİKKAT! DİKKAT! BİR VETERİNER HEKİMİN FERYADI Veteriner Hekim Fatih Lâtif Takdim: Felç eden tesbitler… Bu mektubu mutlaka okuyun ve ses vermeseniz bile vicdanınızda duyacağınız sızının sesini dinleyiniz… Bu teklif Müslümanlara… İNSAN Salih Mirzabeyoğlu Şiirler Aynalar Osman Temiz otemiz@furkandergisi.com Kancalı Hal Ali Hışıroğlu ahisiroglu@furkandergisi.com Çizimler Müslüman Gözü Mehmet Fırat mfirat@furkandergisi.com Üstad’ın Gör Dediği Rukiye Şenel rsenel@furkandergisi.com 21:33 - 13/5/2008 - yorum {0} - yorum yazAidin Salih, Zihin Kontrolü -I-BİR DOKTOR BİR KİTAP VE ZİHİN KONTROLÜ Takdim: Doktor; Aidin Salih hanımefendi. Kitab; Gerçek Tıp –Yitik Şifanın İzinde- Zihin Kontrolü; kitabın son kısmında yayınlanmış bölüm. Bu kitabı tanıtmak için belki birçok sebeb var. Biz sadece, “Yitik Şifanın İzinde” ve “Zihin Kontrol” terkiplerine nisbetle okuyucumuzun kitabı tanımasını istedik… Tanıtımını yaptığımız bu kitaptan özellikle son bölümü nakletmek istiyoruz; buyurun: “İnsan vücudu bir elektrokimyasal sistemdir ve artık bu sistemi etkileyecek mekanizma üretilmiştir. Bu mekanizma insanların beynindeki elektromanyetik dalgaların normal seyrini sekteye uğratabilir ve bu yolla insanların davranışlarını değiştirebilir. Belli bir zaman dahilinde insan biyorobot düzeyine indirilebilir.” Mikroway News Dergisi’nin Editörü Luis Slizen Bir bilgisayar, herhangi bir insanın beyin faaliyetini çözümleyerek ekrana yansıtabilir, aynı zamanda beyin faaliyetini etkileyecek ve kontrol edecek dalgalar gönderebilir. Geçmişte, bu amaçla insanların kafalarına elektrotlar yerleştirilerek deneyler yapılmıştır. 1960'larda hayvanlar üzerinde yapılan “radyo sinyalleri ile yönlendirme deneyleri” sonradan psikologlar tarafından Vietnam askerlerine uygulanmıştır. Esir askerlerin kafatasına elektrotlar yerleştirilmiş, sonra ellerine bıçaklar verilmiş ve birbirini öldürmeye yönlendirilmişlerdir. Yıllar önce başlayan zihin kontrolüyle ilgili bu tür araştırmalar ve deneyler ara vermeden bugüne kadar ulaşmıştır. Ancak bu kaba metodlar, yerini artık daha ince metodlara bırakmıştır; günümüzde her şey kablosuz olarak gerçekleştirilebilmektedir. Beyin, Çok Yönlü Bir Kontrol Merkezidir Beyin bütün vücut sistemlerini yönetir ve aralarında işbirliği sağlar. Tüm zihinsel faaliyetler, düşünceler, duygular, fiziksel duyular ve hareketler kendilerine özgü frekanslara sahiptir. Beş duyu organımızla algıladığımız her şey belirli bir beyin faaliyeti meydana getirir. Bütün hastalıklar, davranışlar, düşünceler, duygular ve algılamalar da kendine özgü dalga boyuna ve frekansa sahiptir. Söylediğimiz her kelime ve aklımızdan geçirdiğimiz her düşünce beynimizde kendi frekans dalgasını şekillendirir. Çevremizde konuşulan her kelimenin dalgaları beynimize kendi frekansıyla gelir ve tercihimize göre reddedilir veya yerleşebilir. Hipnoz, anestezi, bayılma, ağrı veya korku anında ise beyin, o sırada çevrede söylenen kelimelerin dalgalarına kontrolsüz olarak açık durumdadır. Bu sebeple insan beynini yönlendirmenin en basit şekli ameliyat esnasında beyne yerleştirilen programlardır. Anestezi de bir nevi hipnozdur, hatta hipnozdan daha büyük etkiye sahiptir. Çünkü ameliyata alınan insan bayılma, ağrı ve korkuyu aynı anda yaşar. Ameliyat sırasında söylenen her kelime beyne yerleşerek bilgisayar virüsü gibi çalışır. Bu virüslerin sayısı ve niteliği tamamen ameliyathanede bulunanların ahlakına, konuşmalarına ve konuştukları konuya bağlıdır. Onun için gelişmiş ülkelerde ameliyat sırasında konuşmak yasaklanmıştır. 25. Kare Sinema, televizyon veya reklam filmleri ya da her türlü televizyon programı 24 kare resmin bir saniye içinde ardarda gelmesiyle hareketli hale gelir. İnsan gözü ardarda gelen bu 24 kareyi algılarken, bunların arkasına yerleştirilen 25. kareyi algılayamaz. İnsan, algıladığı kareler hakkında yorum yapabilir, ondan etkilenip etkilenmemeyi seçebilir. İnsan gözünün algılayamadığı 25. kare ise kontrolsüz olarak beyne gider ve insan bilincine yerleşir. 25. kare genellikle yazı şeklindedir ve bu efekt “algılama dışı uyarıcı” olarak da isimlendirilir. 25. kare program yapımcıları tarafından insanları yönlendirmede kullanılabilir. 25. kare ile insanları, herhangi bir fikre veya eyleme, belli bir adaya oy vermeye, bir ürüne bağımlılığa ya da başka bir amaç doğrultusunda yönlendirerek beyinleri yönetmek mümkündür. Ayrıca dil öğrenme programlarında da yaygın olarak kullanılır. 25. kare prensibi ses dalgaları vasıtasıyla teyp, CD çalar, radyo gibi sesli cihazlarda da kullanılır. 20. yüzyılda insan davranışlarını kontrol etmede en cazip yöntem haline gelen bu yöntemin temelinde insanın şuuraltına tesir etmek vardır. Özel kodla şifrelenen ses kasetleri, radyo ve televizyon aracılığıyla insanlara herhangi bir emir verilebilir ve onların bu emir çerçevesinde hareket etmesi sağlanabilir. Kişi, kasetten veya CD’den, ilahiler ve Kuran-ı Kerim dahil herhangi birşey dinlerken veya televizyon seyrederken, seslerde ve görüntülerde tehlikeli bir buyruk gizlenmişse, bunun şuuraltına indiğini farkedemez. Zihin Kontrolünde Renk, Ses ve Şekillerin Birlikte Kullanılması Renklerin insan psikolojisinde ne kadar etkili olduğu yıllardır bilinmektedir. Örneğin kırmızı, turuncu ve sarının uyarıcı, mavi ve morun sakinleştirici, yeşilin ise uyum sağlayıcı etkileri vardır. Renklerin, seslerin ve şekillerin tek tek veya birlikte, belli bir düzende, belli bir sırayla ve hızla hareket ettirilmesiyle insanların, özellikle çocukların beynini kontrol altına almak mümkündür. Bu prensiple renkli lekeler, sesler ve geometrik şekiller 25. kareye yerleştirilerek “V- Bu virüs bilgisayar kullanıcısına çok büyük bir kuvvetle etki edebilir. İlk önce belli bir amaçla düzenlenmiş renk lekeleri ki bunlar şekiller içine yerleştirildiği zaman daha da etkili olabilir, sesler ve görüntüler kullanıcıyı hipnotize eder. Sonra şekillerin ve renklerin programlanan düzene göre değiştirilmesi kalp ritmini ve tansiyonu kontrol altına alır, hastalığa hatta ölüme götürebilir. 1999 yılında sadece Rusya’da, bilgisayar kullanıcıları arasında bu şekilde gerçekleşen, 46 ölüm vakası tesbit edilmiştir. Japonya’da 1 Aralık 1997’de “Pokemon” çizgi filmini izleyen 700 çocuk epilepsi nöbetleri ile hastahaneye getirilmiştir. Bu “televizyon epidemisi”ne, kırmızı ışığın saniyede 10 ila 3030 defa kesintiler halinde verilmesi yol açmıştır. Kesintiler halinde hızla geçen kırmızı ışık ilk önce beyin damarlarında spazm, sonra da bayılma, kasılma ve boğulma hissine sebep olmuştur. Bu tür efektler vasıtasıyla “psikotron" silahlar üretilmekte, televizyon ekranı ve bilgisayar monitörü aracılığıyla kullanılmaktadır. Psikolojik Savaşta Müzik-Koku İkilisinin Kullanımı İnsanın sinir sistemi elektro-kimyasal sinyallerle çalışır. Bu sebepten beynin düşüncesini yöneten ve etkileyen elektro-kimyasal sinyallerin üretiminde, besinler, su ve solunum yoluyla vücuda alınan ve beyne ulaşan maddeler çok önemlidir. İnsan bedenini, aklını ve ruhunu etkilemek için bir takım ritüe |