FURKAN DERGİSİ

İSMAİLAĞA’DA MUHAMMED MUSTAFA ŞEHİD EDİLMİŞTİR

Şehid Bayram Ali Öztürk

Bazı sözlerimi yüreğimin yarasıyla söylüyorum, yanlış anlamayın! Bir de böyle bir hastalığımız var: Diyelim meselâ sen veya ben, kim olursa olsun hani kahrıyla konuşuyor, yürek acısıyla konuşuyor, dinleyen ise diyor ki “Aaa! İşte hoca niye o kelimeyi söyledi” vesaire… Sen ne diyorsun Allah aşkına ya! Ben sana hasretimi ve ızdırabımı dile getiriyorum sen bana hâlâ diyorsun ki “Bu şiirin vezni ne, kafiyesi ne?” Acem’in dediği gibi “Ben ne söyliyem sazım ne çalıyor.” Sözüm bir türlü gidiyor, sazım bir türlü gidiyor… Öyle olmayacaksın.

Şurada birinize ani bir rahatsızlık gelse, ölse, hepimiz ağlarız. Gülerken de beraber güleceğiz, ağlarken beraber ağlayacağız. Biz hâlâ, öbürünün kusurunu araştıracak şekilde birbirimize komplo kuracaksak, o zaman hayat bitti demektir. Karşı tarafa, al bizi ne yaparsan yap demektir bu.

 Bak Hızır Efendi rahmetliyi İsmailağa’da vurdular, şehid ettiler. Bana göre İsmailağa’da Muhammed Mustafa şehid edilmiştir. Hoca, Peygamber vekili olan bir insandır; hocanın vurulması peki nedir? Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in vurulması yerine geçer.

Bakın, o olaydan sonra yine ciddi bir tedbir alınmış değil. Bu ne demek oluyor, “Ey Hızır Hoca’yı vuranlar bizde çok şehid olacak adamlar var, gelin kimi istiyorsanız; Bayram Hocayı mı al, vurun götürün.” Zaten Hızır Efendi hedef değildi bendim hedefte, bendim hedefte.

18 Mayıs tarihli Zaman Gazetesi ve Vakit Gazetesi’ne bakın. Hızır Efendiyi içeride vurdular, ertesi gün gazete aynen şöyle yazıyordu: “İsmi B ile başlayan hoca vurulacaktı, yanlışlıkla adı H ile başlayan hoca vuruldu.” Kim o?

İsmailağa’da son yıllarda sürekli Efendi’nin emri ile bu fakirin sesi çıkıyor, dolayısıyla cemaatte uyanma gibi haller berildi; Elhamdülillah. Eee, namlunun ucunda ben! 600 Dolar verdim çelik yelek aldım, ben ölsem kim benim hukukumu arayacak ki; hiç kimse aramayacak. Bu şartlarda çalışıyoruz anla! Bir kişi, bir Allah’ın kulu çıkıp da “Ne yapıyorsun, ne ediyorsun, ne oluyor, sıkıntın var mı, derdin var mı?”… soran eden yok. “Bu dava garip geldi garip gidiyor ama bu davaya gönül veren gariplere ne mutlu” diyor Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem.

 İmâm-ı Rabbânî’nin bir mektubu var, dava uğruna çekilen çile ve zahmetlerin ne anlama geldiği hakkında. Zaten onu duyduktan sonra, önümde Amerika mı var, yerli düşmanlar mı var, katiller mi var, hiç birisi gözüme gelmiyor, yeter ki ruhun teselli olsun, tatmin olsun. Allah’ın izniyle bir başım değil bin başım Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem yoluna feda olsun. Ama bu demek değil ki deli olalım yani, tedbirli de olmak gerekiyor. Biz bu canı da yolda bulmadık, tedbir takdire mani değildir. Ehl-i Sünnet vel cemaat öyle söyler. Ben tedbirimi alırım ama takdir eğer bizim vurulmamızı gerektiriyorsa, e ne yapalım orada Mevlâ’nın da bildiği bir şey var demektir, mecburen kaza ve kadere boyun eğeceğiz.

Ben senin için öleceğim, sen benim için bir ah çekmeyeceksin, vefakârlık bu mu? Sana bu kadar kendimizden feda edeceğiz sen yine hâlâ benim hakkımda ileri geri konuşacaksın… Yook, yook, o zaman Bayram hoca gidecek ahirete haberiniz olsun. Allah imana, İslâm’a zeval vermesin. Allah anadan babadan öksüz ve yetim bırakır ki, bırakıyor da zaman zaman, anneden ve babadan öksüzlük de vermesin ama asıl öksüzlük işte böyle savunmasız kaldığımız andır.

Dünkü sohbetin konusu, “Muhammed Mustafa nasıl savunulacak”… Hep Peygamber Efendimizi işte böyle mübarek günlerde, “İşte Peygamberimiz şöyle, Peygamberimiz böyle” vesaire vesaire. Güzel de, güzel de, şu anki gelişen dünyada Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i nasıl savunacağız peki, bunu kim anlıyor Allah aşkına! Böyle kıyısından köşesinden, tavanın ucundan, döşemenin bilmem arasından bahseder gibi Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i bir iki ezgi, ondan sonra bir iki enstürmantel parça vesaire, ne yaptık; Efendimiz’in doğum gününü kutladık, çüşşş! Ne oldu ya bu? Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem gitarla, davulla, zurnayla kutlanacak ondan sonra gerisi yok! Bu iş mi yani? Asıl gerisi mühim, hadi onu yaptın eyvallah;  ama Muhammet Mustafa bu kadar değil ki, peki bütün dünya şu an Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e çullandı… Danimarkalı piçin birisi kalktı Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e terörist dedi,  ne yapabildik; hiçbir şey. Hep kadın olduk biz, kadın olduk kadın, dünyada erkek aramayın!

Erkek, aşkının gereği olarak sevdiğine canını feda edendir peki. Abdülhamid Han zamanında Avrupa’da bir tiyatro oynanıyor, tiyatro oyununda Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e hakaret sahneleri var. Abdülhamid Han dedi ki, hatta o son dönem çalkantılı bir dönem olmakla birlikte; “Size 24 saat zaman tanıyorum. 24 saat içinde o tiyatroyu oyundan kaldırın. Yoksa bütün ordularımla üzerinize geliyorum!” Ve neticede adamların abdesti kaçtı, biliyor musun?

Şimdi bu adam resmen, affedersiniz ama, gene yüreğimin yarasıyla söylüyorum; Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i esir aldılar vicdansızlar, her türlü hakareti yapıyorlar. Peki; hani Muhammed Mustafa’nın erleri ve yiğitleri, hani nerede? Muhammed Mustafa karıların eline kaldı.

İsrail Suriye’ye saldırdı. Golan tepeleri var Suriye’de, ben gittim oraları gördüm, çok güzel, tepeler araziler çok çok verimli, adamlar yer işgal etti vicdansızlar, aynen şunu söylediler; “Muhammed Mustafa öldü, kadınları ve kızları arkada bıraktılar bize.” Hadi ye bakalım bu lafı, insansan eğer. “Ben hâlâ gezmeyi düşünüyorum, hâlâ giyinmeyi düşünüyorum, hâlâ eğlenmeyi düşünüyorum” git ya git... Bu laflardan, sizi tenkid anlamayın ha, ona göre… Siz bunlardan olsaydınız eğer, bu kafadan olsaydınız buraya gelmezdiniz; siz dertlisiniz, ben ortamı size tasvir ediyorum, önce teşhis sonra tedavi…

 

Furkan Dergisi, Mayıs 2008

23:48 - 18/5/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Şehid Bayram Hoca'dan

 

Takdim: Haçlı-Yahudi ittifakının ümmet topraklarını işgal etmesine sessiz kalan ve hatta el altından yardımcı olan Şia taifesi yine gündemde. Şehid Bayram Hocamız, Şii fitnesiyle mücadele edenlerin önde gelenlerindendi. Aşağıda okuyacağınız Mektubat tercümesi Şehid Bayram Hocamıza aittir. 1990 yılında Taraf Dergisi’nde Abdülhak Doğru müstear ismiyle yayınlanmıştır. Buyurun, Bayram Hocanın 17 yıl önce Şii fitnesine karşı Müslümanları uyandırmak için ettiği feryada…

Bismihi Teâlâ.

Bütün hamdler Allah Celle Celalühu’a salât ve selâmlar Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve onun pâk Ashab-ı üzerine olsun. Ehl-i Sünnet ve’l- Cemaat inancını devlet seviyesinde temsil edilmediği bir atmosferde yaşıyoruz. Bu inancın en son müdafii Osmanlı Devleti idi. Bu muazzam devletin tarihe malolmasından sonra, bu inancın sahipleri bir bakıma öksüz ve yetim kaldılar. Neticede bu mübarek inanç bugün elleri kelepçeli, ayakları prangalı, gözleri bağlı bir mahlûk konumuna geldi. Bu zor durumda bir taraftan Amerika’nın, diğer taraftan Rusya, bir diğer taraftan da Avrupa insan azmanları ile uğraşırken, beklenmedik bir tarzda, inancımızın tahrik edilmesinde ŞİA’nın da aktif bir görev anlayışı içinde olduğunu gördük.

Allah Celle Celalühu’nun zât ve sıfatları, Kur’ân’ı Kerim, Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Sahabe-i Kiram hakkında Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatten farklı bir inanca sahip olan bu cemaatin, Takiyye (hedefe ulaşıncaya kadar iyi niyetli gözükme) prensibi içerisindeki faaliyetlerini Ehl-i Sünnet’in ruhuyla nasıl bağdaştırabiliriz? Tarihin hiçbir döneminde Ehl-i Sünnet’e yâr olmayan bir inanç sistemiyle inancımızın her türlü destekten mahrum bırakıldığı şu garip zamanda bu inanç koalisyonu nasıl câiz görülebilir.

Acaba ŞİA’ya muhabbet besleyen Ehl-i Sünnet kardeşimiz, hiç Ehl-i Sünnet âlimlerinin Şia hakkında yazdıklarını ve söylediklerini araştırdı mı? Osmanlı Devleti her ne zaman Avrupa’ya ordu çıkarttı ise onu arkadan vurmayı inancının gereği bilen Şia’nın, bugün o görev anlayışından bir şey kaybettiğini mi zannediyoruz? Bu nedenle bugün İslâm’ın Avrupa’ya hâkim olamayışının yegâne sebeplerinden birisini Şia olduğunu biliyor muyduk?

Temel inançlarıSahabe-i Kiram’a düşmanlık üzerine dayandıran bu inanç sistemini normal bularak onlara muhabbet besleyen âhirette hangi yüzle Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den ve her şeyini onun uğruna feda eden bu büyük insanlardan şefaat isteyecektir? Cenab-ı Hak kitabında Peygamber hanımlarının mü’minlerin anneleri olduğunu belirtirken annelerimiz hakkında ağıza alınmayacak sözler söyleyecek kadar hakikat mahrumu insanlarla kimleri rencide ettiğimizin farkında mıyız? Bugünkü şartlarda bunlar konuşulmuyor. Zira zemin henüz elverişli hâle getirilmiş değil. Ama bu menfi cereyan hele bir iskeleti kursun, omurgayı oluştursun o zaman bu işin vebalini kim taşıyacaktır?

er bugün Ehl-i Sünnet ve’l-cemaat zor durumda bırakılıp iş göremez halde bulunuyorsa bu aksaklı bu inanç sisteminden değil, onu lâyıkıyla anlayıp, yaşayamayan bizlerden kaynaklanmaktadır. Bu inancın birçok milletleri payidar ettiğine tarih şahiddir.

ŞİA’yı, onu bayraklaştıranlara bakarak değil, onların temel inançlarını inceleyerek, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat âlimlerinin bu mezhep hakkında dün ve bugün söylediklerine bakarak değerlendirmemiz gerekir. Eğer Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat olarak yaşayıp ölmek istiyorsak... Bu duygudan hareketle Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve Sahabe-i Kiram’a hasret çeken siz inanan kardeşlerime, yaşadığı asrın Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat reisi olan hicri ikinci bin yılının müceddidi olan İmam-ı Rabbanî Kuddise Sırruhu’nun Mektûbât’ından 349. mektubunu takdim ediyorum.

13.6.1990/FATİH

 

 

 

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla...

Allah Celle Celalühu’a hamd, Resulullah ashabına salatu selâm ve gerekli duaları yaptıktan sonra derim ki dervişleri sevmek, onlarla ilişki ve ülfet içerisinde olmak, onların sözlerini dinlemeye düşkün olmak, sahip oldukları hallere imrenmek Cenab-ı Hakk’ın bahşettiği en büyük nimet ve lütuflardandır. Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyorlar; “Kişi sevdiği ile beraberdir” öyleyse dervişleri seven onlarla beraber olup, Mevlâya yakınlık çerçevesinde onlarla beraberdirler.

Her işinde Allah Celle Celalühu’nun desteğine mazhar olan kardeşim! Gerçek şu ki: Oğlum Hoca Şerafeddin Hüseyin bana gösterdiği mektubunda diyor ki: “Yukarıda bahsedilen güzel haller her türlü faydasız meşguliyetleri olmasına rağmen Muhammed Taki’de bir araya gelmiştir. Bu ihsanından dolayı bütün hamd ve nimetler Allah Celle Celalühu’a olsun. “Sizi iyi haliniz ve kurtuluşunuz birçoklarının iyi hali ve kurtuluşuna sebeptir.” Hoca Şerafeddin devamla diyor ki: “Muhammed Takî sizin sözlerinizi sever, sahib olduğunuz ilimleri dinlemeye düşkündür. Eğer sizler ona birkaç kelime yazarsanız çok güzel ve çok yerinde olacaktır.” Ben de onun bu arzusuna uyarak birkaç kelime yazmak isterdim. Günümüzde en fazla konuşulan konu imamet (İslâmda devlet başkanlığı) meselesi olup, birçok kişiler de kendi zan ve tahminlerine dayalı olarak bunu izaha kalkıştığından, ister istemez bu konu hakkında birtakım şeyler yazmak, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat muhaliflerinin bu konu hakkındaki mütalaalarını beyan etmek istedim.

Kurtuluşu arayan kardeşim; Hazreti Ebu Bekir Sıddık ve Hazreti Ömer’ul-Faruk’u Radıyallahu Anhuma ümmetin en üstün kişileri olarak kabul etmek, Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in iki güzide damadı Hazreti Osman ve Hazreti Ali Radıyallahu Anhuma’yı sevmek Ehl-i Sünnet ve Cemaat’ın belli başlı temel prensiplerinden birisidir. Hazreti Ebu Bekir Sıddık ve Hazreti Ömer’ul-Faruk Radıyallahu Anhuma’nın üstünlüğünü, efendimizin bu muhteşem iki damadını sevme ile berâber düşünmek Ehl-i Sünnet’in özelliklerindendir.

(Devam Edecek)

 

 

 

00:02 - 15/1/2007


Şehid Bayram Hoca'dan

 

Takdim: Ey okuyucu, bu sese kulak ver... Baş kulağınla duyarsan anlayamazsın, gönül kulağını açarak dinle bu feryadı. Bu feryâd varya bu feryad, anlayan için dağların devrilmesi mânâsına gelir. Anlamayanlar için sözümüz yok; anlayanlar beri gelsin. Ne dediyse o istikamette yaşadı ve kendine yakışır şekilde öldü. Yeni Furkan Dergisi olarak ilân ediyoruz; Hocamız’ın intikamından asla vazgeçmeyeceğiz, nesiller boyu sürse de vazgeçmeyeceğiz. O’nun yolunda yürüyüp O’nun gibi sonlandıracağız hayatımızı inşaallah.

Şehid Bayram Ali Öztürk Hocamızın, şehadetinden günler önce Rize yaptığı ve şehadetini haber verdiği va’zu nasihatini gönül gözüyle görüp, gönül kulağı ile dinlemeye buyurun:

 

Bazı sözlerimi yüreğimin yarasıyla söylüyorum, yanlış anlamayın! Bir de böyle bir hastalığımız var: Diyelim meselâ sen veya ben, kim olursa olsun hani kahrıyla konuşuyor, yürek acısıyla konuşuyor, dinleyen ise diyor ki “Aaa! İşte hoca niye o kelimeyi söyledi” vesaire… Sen ne diyorsun Allah aşkına ya! Ben sana hasretimi ve ızdırabımı dile getiriyorum sen bana hâlâ diyorsun ki “Bu şiirin vezni ne, kafiyesi ne?” Acem’in dediği gibi “Ben ne söyliyem sazım ne çalıyor.” Sözüm bir türlü gidiyor, sazım bir türlü gidiyor… Öyle olmayacaksın.

Şurada birinize ani bir rahatsızlık gelse, ölse, hepimiz ağlarız. Gülerken de beraber güleceğiz, ağlarken beraber ağlayacağız. Biz hâlâ, öbürünün kusurunu araştıracak şekilde birbirimize komplo kuracaksak, o zaman hayat bitti demektir. Karşı tarafa, al bizi ne yaparsan yap demektir bu.

Bak Hızır Efendi rahmetliyi İsmailağa’da vurdular, şehid ettiler. Bana göre İsmailağa’da Muhammed Mustafa şehid edilmiştir. Hoca, Peygamber vekili olan bir insandır; hocanın vurulması peki nedir? Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in vurulması yerine geçer.

Bakın, o olaydan sonra yine ciddi bir tedbir alınmış değil. Bu ne demek oluyor, “Ey Hızır Hoca’yı vuranlar bizde çok şehid olacak adamlar var, gelin kimi istiyorsanız; Bayram Hocayı mı al, vurun götürün.” Zaten Hızır Efendi hedef değildi bendim hedefte, bendim hedefte.

18 Mayıs tarihli Zaman Gazetesi ve Vakit Gazetesi’ne bakın. Hızır Efendiyi içeride vurdular, ertesi gün gazete aynen şöyle yazıyordu: “İsmi B ile başlayan hoca vurulacaktı, yanlışlıkla adı H ile başlayan hoca vuruldu.” Kim o?

İsmailağa’da son yıllarda sürekli Efendi’nin emri ile bu fakirin sesi çıkıyor, dolayısıyla cemaatte uyanma gibi haller berildi; Elhamdülillah. Eee, namlunun ucunda ben! 600 Dolar verdim çelik yelek aldım, ben ölsem kim benim hukukumu arayacak ki; hiç kimse aramayacak. Bu şartlarda çalışıyoruz anla! Bir kişi, bir Allah’ın kulu çıkıp da “Ne yapıyorsun, ne ediyorsun, ne oluyor, sıkıntın var mı, derdin var mı?”… soran eden yok. “Bu dava garip geldi garip gidiyor ama bu davaya gönül veren gariplere ne mutlu” diyor Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem.

İmâm-ı Rabbânî’nin bir mektubu var, dava uğruna çekilen çile ve zahmetlerin ne anlama geldiği hakkında. Zaten onu duyduktan sonra, önümde Amerika mı var, yerli düşmanlar mı var, katiller mi var, hiç birisi gözüme gelmiyor, yeter ki ruhun teselli olsun, tatmin olsun. Allah’ın izniyle bir başım değil bin başım Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem yoluna feda olsun. Ama bu demek değil ki deli olalım yani, tedbirli de olmak gerekiyor. Biz bu canı da yolda bulmadık, tedbir takdire mani değildir. Ehl-i Sünnet vel cemaat öyle söyler. Ben tedbirimi alırım ama takdir eğer bizim vurulmamızı gerektiriyorsa, e ne yapalım orada Mevlâ’nın da bildiği bir şey var demektir, mecburen kaza ve kadere boyun eğeceğiz.

Ben senin için öleceğim, sen benim için bir ah çekmeyeceksin, vefakârlık bu mu? Sana bu kadar kendimizden feda edeceğiz sen yine hâlâ benim hakkımda ileri geri konuşacaksın… Yook, yook, o zaman Bayram hoca gidecek ahirete haberiniz olsun. Allah imana, İslâm’a zeval vermesin. Allah anadan babadan öksüz ve yetim bırakır ki, bırakıyor da zaman zaman, anneden ve babadan öksüzlük de vermesin ama asıl öksüzlük işte böyle savunmasız kaldığımız andır.

Dünkü sohbetin konusu, “Muhammed Mustafa nasıl savunulacak”… Hep Peygamber Efendimizi işte böyle mübarek günlerde, “İşte Peygamberimiz şöyle, Peygamberimiz böyle” vesaire vesaire. Güzel de, güzel de, şu anki gelişen dünyada Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i nasıl savunacağız peki, bunu kim anlıyor Allah aşkına! Böyle kıyısından köşesinden, tavanın ucundan, döşemenin bilmem arasından bahseder gibi Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i bir iki ezgi, ondan sonra bir iki enstürmantel parça vesaire, ne yaptık; Efendimiz’in doğum gününü kutladık, çüşşş! Ne oldu ya bu? Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem gitarla, davulla, zurnayla kutlanacak ondan sonra gerisi yok! Bu iş mi yani? Asıl gerisi mühim, hadi onu yaptın eyvallah; ama Muhammet Mustafa bu kadar değil ki, peki bütün dünya şu an Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e çullandı… Danimarkalı piçin birisi kalktı Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e terörist dedi, peki miting meydanlarında havlamaktan başka ne yapabildik; hiçbir şey. Hep kadın olduk biz, kadın olduk kadın, dünyada erkek aramayın!

Erkek, aşkının gereği olarak sevdiğine canını feda edendir peki. Abdülhamid Han zamanında Avrupa’da bir tiyatro oynanıyor, tiyatro oyununda Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e hakaret sahneleri var. Abdülhamid Han dedi ki, hatta o son dönem çalkantılı bir dönem olmakla birlikte; “Size 24 saat zaman tanıyorum. 24 saat içinde o tiyatroyu oyundan kaldırın. Yoksa bütün ordularımla üzerinize geliyorum!” Ve neticede adamların abdesti kaçtı, biliyor musun?

Şimdi bu adam resmen, affedersiniz ama, gene yüreğimin yarasıyla söylüyorum; Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i esir aldılar vicdansızlar, her türlü hakareti yapıyorlar. Peki; hani Muhammed Mustafa’nın erleri ve yiğitleri, hani nerede? Muhammed Mustafa karıların eline kaldı.

İsrail Suriye’ye saldırdı. Golan tepeleri var Suriye’de, ben gittim oraları gördüm, çok güzel, tepeler araziler çok çok verimli, adamlar yer işgal etti vicdansızlar, aynen şunu söylediler; “Muhammed Mustafa öldü, kadınları ve kızları arkada bıraktılar bize.” Hadi ye bakalım bu lafı, insansan eğer. “Ben hâlâ gezmeyi düşünüyorum, hâlâ giyinmeyi düşünüyorum, hâlâ eğlenmeyi düşünüyorum” git ya git... Bu laflardan, sizi tenkid anlamayın ha, ona göre… Siz bunlardan olsaydınız eğer, bu kafadan olsaydınız buraya gelmezdiniz; siz dertlisiniz, ben ortamı size tasvir ediyorum, önce teşhis sonra tedavi…

Dağda ağaçlar oluyor, eğer o ağaçlar kendi haline bırakılırsa onun meyvesi acı olur, ama sen eğer o acı ağaca bir aşılama yaparsan o acı elma acı armut ne oluyor; bal oluyor bal, bal oluyor bal! Bak ağaca bile bir ilgi gösterdiğinde ağacın meyvesinin acılığı tada dönüşüyor. Peki çoluk çocuğun, ondan sonra benim kardeşlerim vesaire bunlar odundan daha aşağı gitti ki, oduna veya saksıdaki çiçeğe gösterilen alakayı bunlara göstermiyorsun? İlgi göstermezsen yarın bunlar olur acı meyveli bir ağaç! Ne işe yarayacak bu ağaç? Bir iş görmez keser odun yaparlar, insan ise odun bile olmaz, peki ne olacak bu insan?.. Allah-u Teâlâ eğer uyuyorsak uyanmaya bizleri muvaffak eylesin, eğer öldüysek tekrar dirilmeye bizleri muvaffak eylesin!

Burada ben konuşmuyorum, ben burada Cenâb-ı Hakk’ın ve Peygamberimizin vekili gibi konuşuyorum; hani vekili olmaya layık değilim ama konuştuğum sözler âyetin ve hadisin dışında değil, belki bir daha da hayatında böyle bir söz duymayacaksın! Demin dediğim gibi ben toprağın altına gideceğim, o zaman bunları hatırladığın zaman “Ah ben bu kafayı ne yapayım, 9. kattan atlasaydım da yanlış karar almasaydım” diye kafanı şu elinle kayaya vuracaksın ama artık... Hayat, hayat, hayat o kadar acayip ki, dönsen de artık dönemeyeceksin. Artık belki bir itin birisi sana nasip olacak, o it yüzünden de ölünceye kadar belki çekeceksin biliyor musun? Allah böyle gafletlere maruz kalmaktan muhafaza eylesin.

… Allah doğrudan senin kafana bu tenbihleri sana ilham edebilirdi ama Allah-u Teâlâ araya esbab koyuyor. Allah güneş olmadan da sıcak verebilirdi, bulut olmadan da yağmur verebilirdi ama Allah-u Teâlâ araya sebepler koyuyor. Ağaç olmadan da meyve verebilirdi Allah Celle Celâluhu. Baba olmadan da Allah-u Teâlâ çocuk verebilir; İsâ Aleyhisselâm’ın babası kim?.. Mevlâ araya ne yaptı, esbab koydu! Demek ki sende bir cevher var… Mevlâ bizden hala vazgeçmedi, vazgeçmedi, vazgeçmedi! “Rabbim baybay! Benden buraya kadar” öyle mi? Allah-u Teâlâ iyilikten ve güzellikten ayırmasın, yanlış karar almaktan hepimizi muhafaza eylesin.

Yollar ikiye ayrıldı artık aziz kardeşim, tercihini yap. Cenâb-ı Hakk buyuruyor ki, “Biz doğru yolu gösterdik” diyor, “Dileyen artık cennete gitsin dileyen cehenneme gitsin” diyor. Cenâb-ı Hakk bunu söylerken de, “Yapın tercihinizi gidin. Ben, nasıl giderseniz kabul ediyorum” demiyor Allah-u Teâlâ.

“İster cennete gidin ister cehenneme gidin ama burnunuzu sürteceğim” diyor. Başka bir Allah bulduysan bana da söyle bende seninle beraber geleyim! Ama bulamayacaksın, bulamayacaksın! Beni darıltabilirsin, beni küstürebilirsin ama Muhammed Mustafa’yı küstürme, Muhammed Mustafa’yı küstürme! Yarın, ahirete imanın varsa ki var, yarın “Tut elimden Ya Rasulallah!” dediğin zaman, Rasulallah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, eğer bu yamuklukla ahirete gidersek, sana diyeceği bir kelime var: “Ben seni tanımıyorum, yürü!” Yanında da Hazreti Aişe validemiz olacak. Hazreti Hatice validemiz olacak, “Anacığım, anacığım..” “Benim senin gibi evladım yok, sen kimsin!” diyecek sana icabında.

Neye güveniyorsun peki, ha neye güveniyorsun peki; parana mı, puluna mı, anana mı, babana mı? Bak şu yukarıdaki dağ emir bekliyor haberin olsun, şu deniz beş metre kalksa Çayeli bitti. Bende senin gibiysem, bende icabında bu kafayla gidersek biz, Allah göstermesin…

Rize’de bu kadar afetler oluyor, dereler taşıyor, ne bileyim evleri alıp götürüyor… Allah-u Teâlâ her adım başında kendisinin neye kadir olduğunu gösteriyor, sen nasıl kalkıyorsun peki şuna tavır koyuyorsun ya, sen nasıl Kur’ân’a kin kusuyorsun ya, sen nasıl kalkıp tefe koyuyorsun, rafa koyuyorsun; şöyle diken üstünde duruyorsun ya. Bak depremler hala kalktı mı; kalkmadı, gidiyor geliyor, gidiyor geliyor. Birkaç kişinin hürmetine Mevlâ tutuyor. Rize’yi var ya, Allah Rize’yi çoktan yıkacaktı. Rize çoktan yıkılacak ama işte burada birkaç mazlum kul var Mevlâ onlarla tutuyor Rize’yi. Göreceksiniz, Allah göstermesin, yine bunu yüreğimin acısıyla söylüyorum, hadi bir daha kursan da kuramayacaksın haberin olsun, kursan da kuramayacaksın, mümkün değil artık! En büyük musibet nedir bilir misiniz siz, en büyük musibetten ibret almamaktır, musibetten ibret almamaktır! Allah bir insanın aklını aldıktan sonra Allah-u Teâlâ mucizede gösterse, yook, para etmiyor, para etmiyor. Şuradan Rusya, vicdansız bir kalkışırsa bu tarafa, Türkiye’nin bir ay savunacak gücü yok, bir ay, bir ay Türkiye’nin kendini savunacak gücü yok! Bir hafta 15 gün içerisinde iş bitti, Türkiye gitti! Ondan sonra Rus piçi sana saldırdığı zaman Bayram Hocayı hatırlarsın… Allah buralara gelmekten hepimizi muhafaza eylesin.

23:18 - 15/12/2006


Şehid Bayram Hoca'dan

 

Allah’ın bahtiyar kulları!..

Mutlu insan, bahtiyar insan, önünü göre göre işlerini yapan insandır.

Evlat dünyaya gelecek; azaları tam mı, eksik mi, sakat mı, eli ayağı, burnu, kulağı yerinde mi; insan düşünüyor, sağlam gelmesi için elinden geleni yapıyorsun.

zını nikâhlıyorsun, gelin alıyorsun; gelin geçimli olacak mı, damat geçimli olacak mı, düşünüyorsun.

Yemek yapıyorsun; tadı damakta hissedilecek mi, edilmeyecek mi, düşünüyorsun.

Elbise dikiyorsun; vücuduna oturacak mı, oturmayacak mı, düşünüyorsun.

Çocuğunu medreseye gönderiyorsun; sınıfını geçecek mi, geçmeyecek mi düşünüyorsun. Bundan işaret al.

Dünya gidiyor, onun çarkları arasında erim erim eriyorsun, sonu ne olacak?

Rüyalar görüyor, uçuyorsun, her şeyi rüyadan ibaret zannediyorsun. Hâlbuki asıl hayat rüyadan uyandığın zamandır. Rüyaya karşı o daha gerçek, daha hakiki.

Bebek dünyaya gelmeden anne karnında ona deseler “dünya var, dere tepe var”, inanır mı? Yok! Ona göre dünya ana karnından ibarettir. Dünyaya gelince de, “aaa, burası ne güzelmiş, eskiden zindandaymışım” der.

Uykudaki insan gibiyiz, sabah oldu kaldırdılar, daha hakiki bir hayat; dünya bir rüya. Dünyadan irtihal edip ahirete gidince, gerçek hayat buymuş diyeceğiz.

Sanki dünya bir anne, biz bir bebek, gözleri yumduk bir doğum gerçekleşti. Ahireti böyle anlayalım. Âyetlerde de ahiret duygusu vurgulanıyor, çetin olacağı anlatılıyor. Sonra karakış ansızın bastırırsa odun kömür alamazsın.

Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Zer’in elinden tuttu:

- Yâ Ebu Zer! Önümüzde sarp yokuşlar, aşılması müşkil yokuşlar vardır. O yokuşlardan yükü hafif olanlar geçebilecekler, ağır olanlar yolu aşamayacak.

Ebu Zer soruyor:

- Ben yükü hafif olup kolay aşanlardan mı olacağım? Yoksa ağır olup aşamayanlardan mı olacağım.

Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

- Evinde bugün yiyeceğin var mı?

- Var!

- Yarın yiyeceğin var mı?

- Var!

- Daha sonraki günün yiyeceği var mı?

- Yok!

O zaman Peygamberimiz:

- Sen yükü hafif olup o yokuşu aşanlardan olacaksın. Eğer deseydin “sonraki günün yemeği de var”, yükü ağır olup aşamayanlardan olacaktın.

Allah’ım, sen bize mededü inayet eyle. O yokuşlardan kolaylıkla geçenlerden eyle.

Ey iman edenler! Siz kendi nefsinize bakınız. Siz hidayette bulunduktan sonra dalalete düşmüş olanlar size bir zarar veremez. Hepsinin nihayet varacağı Allah’dır. O da size ne yaptığınızı haber verecektir.” (Maide sûresi,105. âyet-i kerîme.)

Size bir şey anlatıldığı zaman, “yapmayın” dendiği zaman yapmayın, “yapın” dendiği zaman yapın. Ortalığı cimrilik kapladığı zaman insanlar nefislerine hoş gelen şeyleri yaptıkları zaman, nefislerinin arzularını ilah ettikleri zaman kendinizi ihmal etmeyin. Sen kalkıyorsun milleti kurtarmaya, ilk önce senin sandalının, kayığının tahtası sağlam olsun. Senin kayığın su alıyorsa sen nasıl boğulmakta olanı kurtaracaksın?

Dayanın sabredin, ilerde dini yaşamak zor olacaktır. Avucunun içinde kor tutmak kadar zor olacaktır. İslâm’ı, İslâm kıyafetlerini öcü gibi görecekler.

Şüphe yok ki, o kimseler Rabbimiz Allah’dır dediler, sonrada istikamette bulundular, onların üzerine melekler ineceklerdir. Korkamayın ve mahzun olmayın ve size vaad olunmuş olan cennet ile müjdelenin, diyeceklerdir.” (Fussilet sûresi, 30. âyet-i kerîme.)

Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:

Rabbimiz Allah’tır deyip istikamet sahibi olanlara 50 sıddık sevabı verilecektir.” Sahabe sordular, “Onların kendi aralarından 50 sıddığın sevabı mı yoksa seni görüp iman eden 50 sıddık sevabı mı verilecektir?” Peygamberimizde “Sizden 50 sıddığın sevabı verilecektir.” buyurdu.

Onun için kendinizi karamsarlığa kaptırmayın. Her türlü lezzeti terk edip engelleri aşarak geldiniz. Karşılığı mutlaka büyük olacaktır. Ümitsizlik çok kötü şeydir. Ümitle korku içinde olmak gerekir.

SPOTLAR:

1- Rüyalar görüyor, uçuyorsun, her şeyi rüyadan ibaret zannediyorsun. Hâlbuki asıl hayat rüyadan uyandığın zamandır. Rüyaya karşı o daha gerçek, daha hakiki.

2- Ortalığı cimrilik kapladığı zaman insanlar nefislerine hoş gelen şeyleri yaptıkları zaman, nefislerinin arzularını ilah ettikleri zaman kendinizi ihmal etmeyin.

3- Dayanın sabredin, ilerde dini yaşamak zor olacaktır. Avucunun içinde kor tutmak kadar zor olacaktır. İslâm’ı, İslâm kıyafetlerini öcü gibi görecekler.

23:15 - 15/11/2006


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Tanım
Denizler Durulmaz Dalgalanmadan
Ana Sayfa
Arşiv
Linkler
Kategoriler
Son Yazılar
- 35. Sayımız Çıktı!
- İSMAİL ÇETİN HOCAEFENDİ DERGİMİZE KONUŞTU
- Başyücelik Devleti Adlı Eserin İngilizcesi Çıktı!
- OBAMA-NAPOLYON-SÖMÜRÜ
- CÜBBELİ AHMET HOCA’YA BİR SORU
<bgsound src =""http://müzik.com/müzikdosyasi.mid"">