| FURKAN DERGİSİ |
Faydasız İlim!Saadettin Ustaosmanoğlu
sustaosmanoglu@furkandergisi.com ■ “Bilgi artık sağaltmıyor. En küçük şaşkınlık belirtisi bile göstermeksizin, olup bitenlerin kayıtsızca seyrini sağlıyor yalnızca.” (1) Evet... Bilgi iyileştirici olmaktan çıkmış. İçi boş bir teneke. Ama; dışı pek yaldızlı. Kelimelerin sihri de, tenekenin içini doldurmaktan mâdâ, dışını parlatmaya hamledilmiş. Fiskelerle çıkartılan tın tın seslerinin de yine yaldızlanarak musiki’ye âlet edildiğine şahit oluyoruz... İnanmak kelimesi bile inançsızlığa delâlet, inançsızlığa âlet. Esseyyid Abdülhakim Arvasî Hazretleri’nin; “inan da istersen bir oduna inan” şeklinde ifade ettiği îman hakîkatindeki derinlik anlaşılmadığı gibi, aranan da değil. ■ Şu ifadedeki muazzam hikmetin şaşırtmadığı insan topluluklarının içinden bir ferd olarak da olsa nakledelim: «Allah’a ve Resûlü’ne, Resûlü’nün gösterdiği yoldan imân sahibiyiz, bağlıyız... İman bahsinde, Yaratan’a ve eserde müessiri görmek şeklinde yaratılanlara bakışta muazzam bir söz: ─ “İnanalım diye bilmeyiz, bilebilelim diye inanırız!”» (2) ■ İçi boşalan, boşaltılan kelimelerin peşinde yorulma ameliyesine mahkûm oluşumuzu bilme, bilgi diye vasıflandırmamız, bu tam tersinden bilgiye imanımız iflah sökücü olsa da, susuzluğumuz ve nefes alma ihtiyacının daimi zaruret olması sebebiyle, kelimelerin peşinden boş koşuşturmalara devam ediyoruz. ■ En basit olanı en dolambaçlı yollardan bulmak mahkûmiyetine düşmemizin asıl sebebini kavrayamıyor oluşumuz, yorgunluğumuza yorgunluk katıyor. Bu yorgunluk “ilim esbab-ı tuğyandandır (Azdırıcı sebep)” hikmetince enaniyet heykelinin semizlenmesine sebep oluyor. Her semizlenmede ruh kanadının yaralanarak tâkatten düşmesine sebep oluyor... Bir sonraki adım; ya kanıksanmış, kemikleşmiş sûret-i hak görünümünde kuru felsefî gevezelikler şeklinde veya ümitsizlik gayyasında debelenme olarak tecellî ediyor... ■ Büyük bilgin Hazret-i Cabir’den: «Tecrübe sahibi bir kimse maksadı anlayınca yapacağı işin süresini, o işi bozmadan kısa tutmuş olur.» Zaman cihetinden değerlendirdiğimizde bu hikmetin tecellisini Kâinatın Efendisinde ve onun şahsında Sahabe-i Kiram kadrosunda görüyoruz... Dünyayı şaşkına çevirecek kısa zaman dilimine İslâm’ın o muhteşem zaferlerini sığdırmış olması bugün bir batının, batılının hayranlığını mûcib değil mi?.. Kelâm üstü mânâ hakikati... Bu ancak maksadın kemâliyle anlaşılmasıyla mümkün ve “her şeye sahtesi musallat” hükmünce de; “gibi” olanı keyfiyetten yoksun. ■ Bu yolun halislerinde bulunan hâl ifadesi İmam Ahmed Bin Ali El-Bûnî’den: «Şunu bil ki, iki türlü nur vardır. Bunlardan biri hissî, diğeri mânevîdir. Hissî olan göz nurudur, Hak Teâlâ kullarının gözlerine itibarlı bir nur emanet etmiştir. Kul bu itibarî nurla çevresini gördüğü gibi, bazı özel kullarının kalplerinde de tedbir gizliliği taşıyan bir göz nûru emanet etmiştir. Bu da hissi olan göze yansıyarak, o kimsenin görüşünü güçlendirmiş olur. Bu akıcı gizliliği kapsayan nûr, her şeyi bilen Yüce Zâtın, yani Allah’ın nurudur. İster aklî, ister şer’i hangi yönde ve yolda olursa olsun, hikmetin gerçeklikle kendini göstermesi, ubûdiyetin zuhûru ile rububiyetin tenzihi, bilinen yolda yürümekle kendini göstermiş olur.» ■ Hikmetin gerçeklikle kendini gösterdiği padişah’a; “Padişah kimdir” diye soranlara cevabı: Padişah, kendi nefsinin başıboşluğunu dizginleyen, Mevlâsının rızasını alan kimseye derler... ■ Dizginlenen nefs, emniyetini ruh’a teslim etmiş olmanın bahtiyarlığına erse de rahat duramaz; mizaç hususiyeti. Bu muarız olma hâlinin, kemâlat yolunun açılmasına vesîle olduğunu bilenler, bu bilgiyi sadece bilgi noktasında tutmayıp “kelâm üstü mâna” şeklinde anlamaya başladıklarında -başladığımızda- meselenin rengi değişir... Fizikçi’nin fizik hakikatlerin künhüne vâkıf olduğunda duyduğu zevk ve şaşkınlık, bu mânâyı kavrayanlarda misliyle tecellî eder. “Zevkten meydana gelen mânâyı kelâm nasıl anlatsın” hikmeti... ■ Kelâmın aczine dair, filozof, kültür eleştirmeni, sosyolog Slavoj Zizek’ten bir cümle. “Daima doğru söylerim. Ama doğrunun tamamını değil. Çünkü doğrunun tamamını kimse söyleyemez. Her şeyi söylemek imkânsız. Bunun için yeterince kelime yok.” “İnan da istersen bir oduna inan” hikmetinden mülhem diyebiliriz ki; doğrunun tamamını söylemeye güç yettiremeyenlerin, söylediklerinin de doğruluğu, nisbetsizlikleri sebebiyle tartışılır... Anlaşılıyor ki, Mutlak Fikir’den mahrumluk, parça hadiselerin doğruluklarını da şüpheli kılıyor. Herman Hess’in ifadesiyle; “çok şey bilinebilir ama gerekli olan bilinmiyorsa bir işe yaramaz”... Yâni faydasız ilimden kurtulmak ilk iş. ■ Gerekli olanın bilinmesine dair son söz kabilinden nakledeceğimiz İmam-ı Gazalî Hazretlerine ait hikmet, mânâyı toplayıcı olması bakımından calib-i dikkat. Dikkati celbetme terkibinin de anlaşılması kendisine bağlı satırlarda şu ifadeler: «... Bu seyr-ü seferin sayfalarda açıklanması mümkün değildir. Kalemler ve cümleler onun izahında acze düşerler. Biz basiret sahibi kimseler için bu noktaya -Allah’ın tevfik ve inayetiyle- kısaca değineceğiz. Nitekim ilmi zahirî bilgilerden ibaret sayanlar bu hakikatleri anlamaktan uzaktırlar. Zira herkes istidat ve kabiliyeti nisbetinde ilimleri kavrayabilir. İradeyle şereflenmiş ve saadete kavuşmuş kimselere; pratik zeka, zihnî duruluk, iyi huy, çabuk düşünebilme istidadı, hafıza kuvveti, parlak zeka, fetanet, görüş sağlamlığı ve husn-i fehim gibi mükemmel özellikler verilir. Tüm bunlar Allah-u Teâlâ tarafından ikram edilmiş birer hediye olup kesb ile (çalışma) elde edilemez. Bunların ötesinde sebeplerin vesileliği kalkar. Bu şekilde fetânet bahşedilmiş kimseler, basiretlerini anlaşılması zor hakîkatlere yönelterek fehmini işletmeli, fikrî kabiliyetini fıtrîleştirmeli, akl-ü fikrini semerelendirmelidir. Böyle kimselerin müşkil meseleleri etraflıca düşünerek (teemmül), inceye tedkik ederek halletmesi, halvete çekilerek inâyet dilenmesi, gönlünü sakinleştirip, birtakım meşgalelerin izdihamından kurtulması ve ilimlerde kemâle ulaşana dek ibadetlerle alâkalı vazifelere devam etmesi gerekir.» (3) Dikkati celbetme terkibi ve bütün terkiplerle birlikte her işi ve her şeyi kendine bağlayan kesb ve vehb hakîkati anlaşılmalı... Anlamalıyız. İKTİBASLAR: 1- İnsan “Erkek ve Kadın”, s.199, Salih Mirzabeyoğlu, İbda Yayınları 2- a.g.e., s. 196 3- Hakikat Bilgisine Yükseliş, s. 34, İmam-ı Gazalî Hazretleri Furkan Dergisi, s.29 19:30 - 12/11/2008 - yorum yaz
|
Tanım Denizler Durulmaz Dalgalanmadan Ana Sayfa Arşiv Linkler Kategoriler
- 35. Sayımız Çıktı! - İSMAİL ÇETİN HOCAEFENDİ DERGİMİZE KONUŞTU - Başyücelik Devleti Adlı Eserin İngilizcesi Çıktı! - OBAMA-NAPOLYON-SÖMÜRÜ - CÜBBELİ AHMET HOCA’YA BİR SORU |